Türkiye'yi temsilen yarışan 18 yaşındaki Yıldız (üstte), üst üste beş
kez Türkiye Bayanlar Şampiyonu oldu. 26 yaşındaki Atalık (küçük
fotoğraf) ise dünya sıralamasında 55. sırada.
13/03/2008 (946 kişi okudu)
İSTANBUL - Türkiye İş Bankası ve Türkiye
Satranç Federasyonu tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Türkiye İş
Bankası Atatürk Uluslararası Kadın Ustalar Satranç Turnuvası önceki gün
düzenlenen törenle başladı. Altı ülkeden 10 kadın satranç ustasının katıldığı turnuvanın en
önemli özelliği, dünya sıralamasında en üstlerde bulunan kadın
ustaların ilk defa bir araya geliyor olması. Çift tur formatında
düzenlenen, 20 Mart'a kadar sürecek organizasyona 2 bin 460 ve üstü
ELO'ya (Satranç Derecelendirme Puanı) sahip Büyük Usta, Bayan Büyük
Usta, Uluslararası Usta ve Uluslararası Bayan Usta unvanına sahip
oyuncular katılıyor. Maçların oynanacağı İş Kuleleri'ndeki açılış
töreninde konuşan İş Bankası Halkla İlişkiler Müdürü Suat Sözen,
turnuvanın gelenekselleşerek dünyanın önde gelen satranç
organizasyonları arasında yer alacağını söyledi ve organizasyonu
özellikle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü takip eden günlerde düzenleme
kararı aldıklarını belirtti. Maçların her gün saat 14.30'-da oynanacağı turnuvada ilk üçe
girecek sporcuları kupa, madalya ve para ödülleri bekliyor. Türkiye'yi
temsilen yarışan 26 yaşındaki Ekaterina Atalık dünya sıralamasında 55.
sırada. 18 yaşındaki genç temsilcimiz Betül Cemre Yıldız ise 2001-2006
yıllarında hiç yenilmeden üst üste beş kez Türkiye Bayanlar Şampiyonu
olarak dikkatleri çekmişti. Meraklıları, turnuvadaki maçları Satranç
Federasyonu'nun www.tsf.org.tr adresli sitesinden canlı izleyebilir.
(Yaşam Servisi)
Alman
gazeteleri bugünkü sayılarında 'İslam' konusunu işlediler.Frankfurter
Allgemeine Zeitung, bugün üçüncüsü kez toplanan İslam Konferansı'nı,
Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın Köln'de yaptığı tartışmalı konuşma
ışığında değerlendiriyor:
'Erdoğan'a
göre, Alman vatandaşlığına da geçse Türkler, Türk kalıyor. Alman
hükümeti, Alman vatandaşı olan Türkler'in attıkları imzayla Almanya'ya
sadakat ilanında bulunduğunu düşünebilir. Ama gerçekte Alman hükümeti
bu ayrımı yapmıyor ve örneğin İslam Konferansı'nda Alman ya da yabancı
farkı gözetmeden tüm Müslümanlar'la, bazıları Türk devleti tarafından
yönlendirilen derneklerle müzakere ediyor. Almanya, Müslüman
vatandaşlarının dinsel yaşamını yurtdışına danışmadan nasıl
düzenleyeceğinin yolunu henüz bulabilmiş değil.'
Cottbus kentinde yayımlanan Lausitzer Rundschau gazetesi ise 2006
yılında büyük beklentilerle başlatılan İslam Konferansı sürecinin
Müslümanlar arasındaki bölünme nedeniyle bekleneni veremediğini
belirtiyor:
'Bugünkü üçüncü toplantı öncesinde liberal ve bağımsız Müslümanlar,
Müslümanlar Merkez Konseyi içinde toplanan muhafazakar grupların ezici
gücünden yakınıyor ve toplantıya artık katılmayacaklarını belirtiyor.
Ne zaman, artık yol alındığı izlenimi doğsa, katılımcılardan birileri
çıkıyor ve üzerinde uzlaşılan ara sonuçları kabul etmediğini açıklıyor.
Bunun nedeni, Almanya'da İslam'ın kendi içinde aşırı derecede bölünmüş
olması. Dolayısıyla bugünkü toplantıdan da çok şey beklememek gerek.'
Yine 'İslam' konusunda Alman basınına yansıyan iki haberi sizlere
aktarmak istiyoruz. Hamburg'da çıkan haftalık Stern dergisinde
'Schäuble Alman okullarında İslam din dersinden yana' başlığı altında
verilen haberde, dergiye özel demeç veren Federal Alman İçişleri
Bakanı'nın, Berlin'deki Alman İslam Konferansı toplantısından önce bu
konuda bir çıkış yaptığı vurgulanıyor. Haberde, Wolfgang Schäuble'nin
şu ifadelerine yer veriliyor:
'Eğer Müslümanlar çıkıp da 'Biz de tıpkı Katolikler ve Protestanlar
ya da Yahudiler gibi bir din dersi istiyoruz' derse, o zaman İçişleri
Bakanı olarak Anayaya'nın, beni tarafsız hareket etmekle yükümlü
kıldığını hatırlatırım. Bu ülkede inanç özgürlüğü vardır. Yani farklı
inanç gruplarınadn olan insanlara eşit muamele etmek zorundayız. Bu
bakımdan bir İslam din dersi de müfredata eklenebilir. Ancak
Müslümanlar, bir dinî cemaat olarak kabul görmelerini sağlayacak
altyapıyı kendileri hazırlamalıdır. Ayrıca bu ders mutlaka Almanca
olarak verilmelidir.'
Federal İçişleri Bakanı Schäuble, Stern'e verdiği demeçte, Müslüman
ailelerin, kızları spor ve cinsel bilgiler derslerine göndermemelerine
ise anlayış gösteremeyeceğini vurguluyor:
'Kızının bu şartlar altında yetişmesini istemeyenler, hatta bu tür
koşulları 'katlanılmaz' olara nitelendirenler bir karar vermeli ve
kızlarının kendi istedikleri şekilde yetişebileceği bir yere
gitmelidir.'
Yine 'İslam' eksenli bir başka ayrıntılı haber de başkent Berlin'de
yayımlanan Der Tagesspiegel gazetesinde yeralıyor. 'Baden-Württemberg
eyaleti Müslümanlar için okullarda ibadet odalarından yana' başlığı ile
verilen haberde, Baden-Württemberg eyaleti Eğitim Bakanlığı'nın,
Müslüman öğrencilere, okullarda namaz kılabilecekleri bir oda tahsis
edilmesi konusundaki tartışmalarında, olumlu bir tavır takındığı
belirtiliyor. Haber şöyle devam ediyor:
'Eyalet Eğitim Bakanlığı sözcüsü Hansjörg Blessing, 'Öğrencilere bir
oda tahsis ederek, onların mensup oldukları dinin gereklerini yerine
getirebilmelerine imkan vermek istiyoruz. Biz pragmatik çözümlerden
yanayız. İlle de bunun adına 'ibadet odası' demek zorunda değiliz.
Önemli olan ders akışının aksatılmaması ve inanç hürriyetini 'negatif'
bir şekilde kullanıp başkalarının bundan olumsuz etkilenmemesidir'
diyor.'
Tagesspiegel'in haberinde Berlin İdare Mahkemesi'nin, Salı günü
verdiği 'Müslüman öğrenciler, ders saatleri dışında okul alanı içinde
ibadet edebilirler' şeklindeki kararına atıfta bulunuyor ve bu kararı
eleştiren Eğitim ve Bilim Sendikası Berlin Şubesi Başkanı Rose-Marie
Seegelke'nin şu ifadelerine yer veriliyor:
'Örneğin Neukölln'deki bir okulda 400 Müslüman öğrenci birden aynı
anda ibadet etmek isterse ne yapmamız gerekiyor peki? Okulun spor
salonunu mu boşaltacağız?'
Federal
İçişleri Bakanı Wolfgang Schauble öncülüğünde 2006 yılında başlatılan
Alman İslam Konferansı'nın bugün Berlin'de başlayan 3.toplantısında
birarada yaşamayı kolaylaştıracak önerilerin tartışılması bekleniyor.
Almanya'da, göçmenlerin uyumunun sağlanmasına paralel olarak, İslamın
Alman toplumsal yaşamına entegre edilmesi de hararetli tartışmalara
neden olan konuların başında geliyor. İlki 2006 yılında yapılan
toplantıya Schauble Federal, Eyalet ve Belediye yetkililerinin yanısıra
Müslümanları davet etmişti.
Toplantıda oluşturulan çalışma grupları o günden bu yana ortak değerler, toplumsal düzen, ve güvenlik gibi konuları yer alıyor.
Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği’nin ( DİTİB) diyalog sorumlusu
Bekir Alboğa sürecin başında şu görüşü ortaya koymuştu: 'Bugün bir
süreç başladı. Umudumuz bu sürecin sonunda Müslümanların Alman toplumu
ve yasalarında bir dini topluluk olarak kabülünün sağlanmasıdır Ancak
Almanya'da Müslümanlarla güçlendirilmek istenen diyalog çabalarında
bugüne kadar pek de yol alınamadı. Zira bu tartışmaların odağındaki bir
çok konu doğrudan siyaset ve hukuk düzenine dayanıyor. Öğretmenlerin
başörtüleriyle derse girip girmeyeceği halen mahkemelerin gündeminde.
Okullarda İslam dersinin kimler tarafından verileceği sorusuna herkesi
mutlu edecek bir yanıt bulunamıyor. Köln, Berlin, Frankfurt ve bir çok
şehirde cami inşaa edilmesi konusu gerilime neden oluyor. Bu konuda
Alman toplumunda uzlaşı sağlanmış değil.
Belki de en kritik sorun, Almanya'da yaşayan 3.3 milyon Müslüman'ın
kimler tarafından temsil edildiği. Yeni kurulan Almanya Müslümanları
Koordinasyon Kurulu dört büyük Cami derneklerini temsil etse de
müslümanların sadece küçük bir kısmını temsil ediyor. Schauble bu
nedenle üçücüncü toplantıya bağımsız Müslümanları da davet etti.
Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung gazetesine demeç veren Schauble,
'Dernek üyelerinin onları eleştirenlerle aynı masada oturacağını ve
bunun heyecanlı tartışmalara yol açacağını' kaydetti.
Diyalog ihtiyacı
Bu diyalog sürecinin hangi atmosferde yapıldığı büyük önem taşıyor.
Zira dönem dönem başgösteren gerilimler diyalog çabalarını gölgeliyor.
Bakan Schauble'nin de bir kaç açıklaması diyalog çabalarını gölgeler
nitelikteydi. Schauble 2007 yılının sonunda, İslamla ilgili bir
araştırma sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, 'Artan oranda
Hıristiyanlıktan İslama geçişlere dikkat çekerek uyarılarda ' bulunmuş
ve terör ile İslam konusunda yaptığı açıklamalar Müslümanların
tepkisine neden olmuştu. Bu nedenle Müslümanlar sürekli olarak
demokrasi yanlısı olduklarını ve hukukun üstünlüğüne saygı duyduklarını
vurgulamak zorunda kaldı. Duygusal tepkiler bu tartışmaları gölgelese
de diyaloğun sürdürülmesi önem taşıyor. Bakan Schauble da İslam
Konferansı'nın Almanya'daki çok yönlü İslami yaşam tarzına ışık
tuttuğuna dikkat çekerek kendisinin de çok şey öğrendiğini söyledi.
Müslümanlar Merkez Konseyi'nden Aiman Mazyek her iki tarafta da
önyargılar olduğunu ve bunların aşılmasının büyük önem taşıdığına
dikkat çekti. Mazyek, zorlukların aşılmasının uzun yıllar alacağına
dikkat çekerek bu çabanın sürdürülmesini istedi. Bugün masaya bu
çabaları yansıtacak öneriler masaya yatırılacak.
TÜRKÇE HARFLERİN CEP TELEFONLARINA GİRİŞİ KABUL EDİLDİ
Türkiye
GURBETÇİLERE OY KULLANMA KOLAYLIĞI
ANKARA - TBMM
Genel Kurulunda, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının, gümrük
kapıları dışında; mektupla, elektronik ortamda veya yaşadıkları
ülkelerde oy kullanabilmesine olanak sağlayan tasarı, kabul edilerek
yasalaştı.
Yasaya göre, yurt dışındaki vatandaşların oy kullanmalarıyla ilgili
seçim işlerini yönetmek üzere Ankara'da Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulu
oluşturulacak.
İhtiyaç duyulması halinde birden fazla yurt dışı ilçe seçim kurulu
oluşturulabilecek. Yüksek Seçim Kurulu, bu konudaki gerekli
düzenlemeleri yapacak. Yurt dışında bulunan vatandaşların adres kayıt
sistemindeki bilgilerine dayalı olarak ''Yurt Dışı Seçmen Kütüğü''
oluşturulacak.
Seçmen kütükleri, adres kayıt sistemindeki bilgiler esas alınarak
YSK'ca belirlenecek usul ve esaslara göre her yıl güncelleştirilerek
oluşturulacak.
Seçimlerde parmaklara çıkmayan boya sürülmesi uygulamasına da son verilecek.
Yurt dışındaki seçmenlerin, gümrük kapılarında oy kullanma, mektup,
sandık, elektronik oylama yöntemlerinden hangisine göre oy
kullanacağına, yabancı ülkenin durumuna göre, Dışişleri Bakanlığının
görüşü alınarak YSK'ca karar verilecek.
Yurt dışı seçmenler, milletvekili genel seçimi, Cumhurbaşkanı seçimi ve
halk oylamasında oy verebilecekler. Yerel seçimlerde ise oy
kullanamayacaklar. Ayrıca sadece seçime katılan siyasi partilere oy
verebilecekler.
Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamayacak.
TÜRKÇE HARFLERİN CEP TELEFONLARINA GİRİŞİ KABUL EDİLDİ
LAHEY - Ulaştırma
Bakanı Binali Yıldırım, resmi ziyaret amacıyla bulunduğu Hollanda'da
yaptığı açıklamada, Türkçe harflerin cep telefonlarında tanınmasının
kabul edildiğini bildirdi.
Yıldırım, Lahey'de basın mensuplarına yaptığı açıklamada, uluslararası
cep telefonları üreticileri birliğinin, geçen ay Meksika'da yaptığı
toplantıda, ç, ş, ü ve ı gibi Türkçe karakterlerin cep telefonlarında
tanınmasını benimsediğini belirtti.
Bakanın verdiği bilgiye göre, bundan böyle üretilen bütün cep
telefonlarında Türkçe harfler yer alacak. Cep telefonlarında halen
Türkçede kullanılan harflerin tamamı olmadığı için, Türkçe geçilen
mesajlarda daha fazla ücret alındığını anımsatan Yıldırım, kabul edilen
bu kararla Türkçe olarak mesaj geçmek isteyen herkesin önemli oranda
tasarruf sağlayacağını anlattı.
İlk cep telefonu hayatımıza girdiğinden bu yana bunun yapılması
gerektiğini belirten Yıldırım, "Biz bu dönemde bir başardık. Bunu hala
birçok ülke başarmış değil. Örneğin İspanyollar da uğraşıyor, Araplar
da. Ama henüz başaramadılar" dedi.
İstanbul'da, eğitim bursu sahteciliğine
yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 13 kişiden
4'ü tutuklandı. 13.03.2008 - 23:27:00
SÜPER LOTO'DA 6 BİLEN ÇIKMADI
Milli Piyango İdaresince düzenlenen Süper Loto
6/54'ün bu haftaki çekilişinde, 6 bilen çıkmayınca 470 bin 75 YTL 59 YKr haftaya
devredildi. 13.03.2008 - 23:01:00
Erdoğan'ın Alman Gazetesine mülakatı
"BAŞÖRTÜSÜ EĞİTİM HAKKI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMELİ''
Politika
MHP'NİN ESKİ MİLLETVEKİLİ MEHMET GÜL VEFAT ETTİ
İSTANBUL - MHP eski İstanbul Milletvekili Mehmet Gül Ukrayna'da vefat etti.
İş için Ukrayna'da bulunduğu belirtilen Mehmet Gül, dün hayatını kaybetti.
Mehmet Gül'e, Kasım 2007'de Memorial Hastanesi'nde karaciğer nakli yapılmıştı.
Yozgat'ta, 1950 yılında doğan Mehmet Gül, İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesinden mezun oldu. Gül, 21. Dönem milletvekili olarak TBMM'ye
girmişti.
Mehmet Gül, evli ve 3 çocuk babasıydı.
Erdoğan'ın Alman Gazetesine mülakatı
"BAŞÖRTÜSÜ EĞİTİM HAKKI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMELİ''
BERLİN
- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üniversitelerde başörtü yasağının
kaldırılmasını eğitim hakkı ve özgürlüğü, ayrıca din ve vicdan
özgürlüğü açısından değerlendirdiklerini söyledi.
Başbakan Erdoğan, Almanya'da yayımlanan Frankfurter Allgemeine Zeitung
gazetesine verdiği mülakatta, ''üniversitelerde başörtü yasağının
kaldırılmasını eleştirenlerin, bunun İslamlaşma yolunda bir ilk adımı
teşkil ettiğini söylediklerinin'' belirtilmesi üzerine şunları söyledi:
''Bu, yanlış. Başörtüsü İslamiyet'i yaşamanın tek yolu değildir. Biz
başörtüsünü eğitim hakkı ve özgürlüğü, ayrıca din ve vicdan özgürlüğü
açısından değerlendiriyoruz. Gelişmiş demokrasilerde nereye bakarsanız
bakın, üniversitelere istenildiği gibi gidiliyor. Bizim ülkemizde de bu
daha önceleri mümkündü. Her zaman, Batı, Batı, Batı diyoruz. Batı bunu
niye yapıyor, biz bunu burada yaptığımız zaman niye sorun oluyor? Ben
hem kapanana, hem de kapanmayana saygı duyuyorum. Hepsi bu ülkenin
evlatları. Laik bir ülke tüm inanç gruplarına karşı aynı mesafede
durmalı. Birine yakın, diğerine uzak durmak olmaz. Eğer ülkemizde
ayrımcılık varsa, bunun sorumluları, kapananlara üniversite kapılarını
kapatanlardır. Parlamentoda 550 milletvekilinden 411'i başörtü
yasağının kaldırılması için oy kullandı, 19 kişi buna karşı. Bir
parlamenter demokraside 411 milletvekiliyle çoğunluk, muhalefetin bir
kısmının söylediği gibi kaosla bir tutulabilir mi? Daha büyük bir
anlaşma olabilir mi?''
"YENİ ANAYASA DEVLETİN SOSYAL NİTELİĞİNİ KALDIRIR"
ANKARA
- CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yeni anayasa taslağı ile ilgili
olarak, ''Yeni anayasanın devletin sosyal niteliğini ortadan kaldırmaya
amaçlayacağı kaygısını taşıyorum. Sadece sosyal niteliğini değil,
Anayasamızın 2. maddesinde öngörülen diğer niteliklerini de ortadan
kaldırmayı amaçladığı anlaşılıyor'' dedi.
Baykal, CHP Mamak İlçe Başkanı Veli Gündüz Şahin tarafından, yaptırılan
sağlık ocağının açılış töreninde yaptığı konuşmada, yeni anayasa
taslağında devletin nüfus planlamasıyla ilgili görevlerine yönelik bir
düzenleme bulunmadığına ilişkin bir haberin anımsatılması üzerine,
taslak konusunda net bilgiye sahip olmadığını söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın ''sosyal devlet'' anlayışı esas alınarak düzenlendiğini belirten Baykal, şöyle söyledi:
''Sosyal devletin aşamaları arasında devlete aile planlaması dahil
çeşitli sorumluluklar, görevler düşmektedir. Ama öyle anlaşılıyor ki,
bu yeni anayasa devletin sosyal niteliğini büyük ölçüde tahrip
edecektir, ortadan kaldıracaktır. Sadece sosyal niteliğini değil,
Anayasamızın 2. maddesinde öngörülen diğer niteliklerini de ortadan
kaldırmayı amaçladığı anlaşılıyor. Bu, ne ölçüde gerçekleşecek bunu
görmek istiyoruz. Çocuğuyla, ailesiyle, kadınıyla, çalışanların
haklarının güvence altına alınması, eğitim ve sağlık konusunda devletin
üstlenmesi gereken sorumluluklar, hepsi bir bütün. Bunları görmeden bir
değerlendirme yapmak istemiyorum. Ama yeni anayasanın devletin sosyal
niteliğini ortadan kaldırmaya amaçlayacağı kaygısını ben de
taşıyorum.''
DAKAR -
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi'ni eleştirdi ve ''Dünya birçok sorunla karşı karşıyayken,
Güvenlik Konseyi bu sorunların çözümü için çaba harcamıyor'' dedi.
Ahmedinejad, Türkiye'nin kuzey Irak'a düzenlediği askeri operasyonla
ilgili olarak da, ''Türkiye'nin operasyonu Irak'ın toprak bütünlüğüne
karşı değil. Türkiye, Irak ve Suriye, teröristlere karşı savunma
yapıyor'' diye konuştu.
Senegal'in başkenti Dakar'da düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı 11.
İslam Zirvesi'ne katılan Ahmedinejad, basın toplantısıyla türlü
konulardaki görüşlerini açıkladı.
Ahmedinejad, günümüzde, yoksulluk, terörizm ve savaşlar gibi sorunların
dünyada bulunduğunu belirterek, ''Meydana gelen savaşlarda binlerce
insan ölüyor, yaralanıyor, çocuklar evsiz ve yetim kalıyor. Bunların
önlenmesi için BM Güvenlik Konseyi hiçbir şey yapmıyor, yalnızca
izliyor. 20. yüzyılda yüzbinlerce insan yaşamlarını yitirdi. Batılı
ülkeler, savaşlardan sonra insanlığı yok etmek için sistemler kurdu.
Filistin'de insanlar ölürken ve yok olurlarken BM, kuruluşundan 60 yıl
sonra hala bir çözüm bulamadı'' dedi.
Ahmedinejad, Türkiye'nin kuzey Irak'a düzenlediği askeri operasyonla
ilgili bir soru üzerine de ''Türkiye'nin operasyonu Irak'ın toprak
bütünlüğüne karşı değil. Türkiye, Irak ve Suriye, teröristlere karşı
savunma yapıyor. Teröristler, suçsuz insanlara saldırarak öldürdüler.
Bu konuda bizim iki önceliğimiz var. Bir sınırların ihlal edilmemesi,
ikinci de sivil insanların ölmemesi'' diye konuştu.
TÜRKİYE'YE REFORMLARI HIZLANDIRMA ÇAĞRISI
STRASBOURG -
Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Hollandalı parlamenter Ria
Oomen-Ruijten, Türkiye'ye ''reformları hızlandırması ve kararlılıkla
uygulaması'' çağrısında bulundu.
Hollandalı parlamenterin kamuoyuna dün duyurulan taslak raporunda,
''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti, 2008 yılının reform yılı
olacağı hususunda taahhütlerde bulundu. Parlamentodaki güçlü oy
çoğunluğunu kullanarak, bu taahhütlerin yerine getirilmesi ve
reformların hızlandırılması zamanı geldi'' ifadeleri kullanıldı.
Türkiye'de yeni anayasa hazırlıklarıyla ilgili çalışmalara yer verilen
raporda, sivil toplumun geniş biçimde bu sürece dahil edilmesi tavsiye
edildi. Raporda, ''yeni anayasanın insan hakları, temel özgürlükler,
demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin korunmasını garanti altına
alması gerektiği'' belirtildi ve ''sosyal uyum ile din ve devlet
işlerinin birbirinde ayrılması'' gibi konuların önemine değinildi.
Yargı sisteminin etkili hale getirilmesi için yapılan çalışmalara da
atıfta bulunulan raporda, yargı reformunun öncelikle temel hak ve
özgürlükler ve insan hakları alanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) standartları ile aynı çizgiye getirilmesi gereğine işaret edildi.
Rapor ve buna bağlı tavsiye karar tasarısı, Nisan ayında Dışişleri
Komisyonunda, Mayıs ayında ise Avrupa Parlamentosu genel kurulunda
tartışılarak oylanacak.
AHMEDİNEJAD'DAN, TÜRKİYE'NİN KUZEY IRAK OPERASYONUNA DESTEK
Senegal'in başkenti Dakar'da düzenlenen İslam
Konferansı Teşkilatı 11. İslam Zirvesi'ne katılan İran Cumhurbaşkanı Mahmud
Ahmedinejad, basın toplantısıyla türlü konulardaki görüşlerini açıkladı.
Ahmedinejad, Türkiye'nin kuzey Irak'a düzenlediği askeri operasyonla ilgili bir
soru üzerine, ''Türkiye'nin operasyonu Irak'ın toprak bütünlüğüne karşı değil.
Türkiye, Irak ve Suriye, teröristlere karşı savunma yapıyor. Teröristler, suçsuz
isanlara saldırarak öldürdüler. Bu konuda bizim iki önceliğimiz var. Bir
sınırların ihlal edilmemesi, ikinci de sivil insanların ölmemesi'' dedi. 13.03.2008 - 23:42:00
EL KAİDE, AVUSTURYA'YI REHİNELERLE TEHDİT ETTİ
El Kaide'nin Kuzey Afrika kanadı, geçen ay
Tunus'ta kaçırdığı 2 Avusturyalı turist karşılığında cezaevlerindeki militanların
bırakılmasını istedi ve bu isteklerinin yerine getirilmesi için Avusturya
hükümetine 3 gün süre tanıdı. 13.03.2008 - 23:39:00
"Para Politikaları" Konferansı...
"KUR RİSKİ, TEK YÖNLÜ DEĞİL"
Ekonomi
"Para Politikaları" Konferansı...
"KUR RİSKİ, TEK YÖNLÜ DEĞİL"
KAYSERİ
- Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Durmuş Yılmaz, kur
riskinin değişkenlik gösterebileceği uyarısında bulunarak, ''Kur riski,
sadece tek yönlü değil. Aşağı da gidebilir, yukarı da gidebilir'' dedi.
Yılmaz, Kayseri'de ''Para Politikaları'' konulu konferansta yaptığı
konuşmada, ihracatın yüzde 60'tan fazlasının Avrupa Birliği (AB)
piyasasına yapıldığı göz önüne alındığında, AB ile ABD piyasası
arasındaki ilişkinin güçlü olduğunu anımsatarak, ABD'deki bir ekonomik
yavaşlamanın AB ülkelerini, oradan da Türkiye'yi etkileyeceğini
kaydetti.
Kur riskinin değişkenliğine de değinen Yılmaz, ''Kur riski, sadece tek
yönlü değil. Aşağı da gidebilir, yukarı da gidebilir. Dışarıdan
borçlanan iş adamlarımızın bu gerçeği hiçbir zaman unutmamaları
gerekir. Bu çerçeveden baktığımızda geliri yabancı para cinsinden olan
firmaların kur riskine karşı doğal bir korumaya karşı oldukları
düşünülebilir. Geliri YTL olan firmaların ise kur riskini çok iyi
yönetmeleri gerekmektedir'' diye konuştu.
Durmuş Yılmaz, Türkiye'nin kalkınması, milli gelirin artması için
krediye erişim olanaklarının herkese eşit olması, kredi kullanımının
artması gerektiğini vurguladı.
Merkez Bankasının, son günlerdeki dalgalanmada faiz oranlarını
düşürmediği yönünde eleştirildiğini anımsatan Yılmaz, ''Şu andaki
koşulları dikkate aldığımızda fiyat istikrarı, ekonomik büyüme ve
finansal istikrar, birbirlerinden farklı hedefler değillerdir. Fiyat
istikrarı, ekonomik büyüme, finansal istikrar, birbirlerinin
alternatifi değil, tamamlayıcılarıdır''dedi.
DÜNYA BANKASI'NDAN TCDD'YE 4.3 MİLYON AVRO DESTEK
ANKARA
- Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD), Dünya Bankası'ndan
sağladığı 4.3 milyon Avro finansmanı Boğazköprü-Yenice ve
Mersin-Toprakkale hattında sinyalizasyon sisteminin kurulması ve
istasyon yollarının uzatılması işinde kullanacak.
''Demiryolları Yeniden Yapılandırma Projesi'' kapsamında sağlanan
krediyle Boğazköprü-Yenice ve Mersin-Toprakkale hattında sinyalizasyon
sistemi kurulması ve yolların uzatılması işinin yapımına ilişkin
danışmanlık ihalesi gerçekleştirildi. İhaleyi kazanan Getinsa
(İspanya)-Systra (Fransa)-Yüksel Proje (Türkiye) ortak girişimi ile 4
milyon 341 bin 550 Avroluk kontrolörlük sözleşmesi, TCDD Genel
Müdürlüğünde imzalandı.
Cumhurbaşkanı Gül Senegal'de
"TERÖRİZM TEHDİDİ SÜRÜYOR"
Haberler
ŞIRNAK'TA 10 TERÖRİST ETKİSİZ
ANKARA
- Genelkurmay Başkanlığı, Şırnak ili Bestler-Dereler bölgesinde
dört gün önce PKK/Kongra-Gel terör örgütüne karşı başlatılan
operasyonda, 12 Mart 2008 tarihinde teröristlerle sıcak temas
sağlandığını ve aralıklarla devam eden çatışmalar sonucunda, dün
itibariyle birisi kadın olmak üzere 10 teröristin silahları ile
birlikte etkisiz hale getirildiğini bildirdi.
Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgi notunda,
"Teröristlerle birlikte önemli miktarda tuzaklanmış el bombası,
patlayıcı madde, yiyecek, giyecek ve çeşitli yaşam malzemeleri ele
geçirilmiştir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğini sağlamak
maksadıyla; bölücü terör örgütüne yönelik operasyonlara, her türlü
iklim ve arazi şartlarında kararlılıkla devam edilmektedir'' denildi.
Cumhurbaşkanı Gül Senegal'de
"TERÖRİZM TEHDİDİ SÜRÜYOR"
DAKAR - Eda Ünlü bildiriyor - Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, şiddet ve terörizm, ülkeleri tehdit etmeye devam ettiğini
belirterek, ''Bu iki bela, bir yandan halklarımızı hedef alırken, kimi
zaman da İslamiyetin adını lekelemeye tevessül etmektedir'' dedi.
Gül, ''Müslümanlar, bazı ülkelerde İslamofobya denen kampanyanın,
yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın hedefi olmaktadırlar'' diye konuştu.
İslam Konferansı Teşkilatının (İKT) Dakar'da yapılan 11. Zirvesi'nin,
başkanlık yaptığı öğleden sonraki oturumunda Türkiye adına da bir
konuşma yapan Gül, Filistin trajedisinin sürdüğünü ifade ederek, bu
noktada Filistin halkının birliğinin teşvik edilmesinin önem taşıdığını
da aktardı.
Cumhurbaşkanı Gül, Arap topraklarının ve Azerbaycan topraklarının
işgali, Keşmir meselesi, Lübnan'daki siyasi krizin devamı ettiğini
anımsatarak, Bağımsız Kosova Cumhuriyeti'nin dayanışmaya ihtiyaç
duyduğunu ifade etti.
Gül, Afganistan ve Irak'ta yaşanan gelişmelere de değinerek, ulusal
uzlaşı ve yeniden inşa süreçlerinin yavaş, sancılı ve riskli biçimde
ilerlediğini vurguladı.
''KKTC halkına hala gayrı insani ambargolar ve baskılar
uygulanmaktadır'' diye konuşan Cumhurbaşkanı Gül, özellikle Afrika
halklarının yoksulluk ve salgın hastalıklarla mücadelesine uluslararası
toplumun katkısının yetersiz kaldığına dikkati çekti.
Afrika'nın sorunlarının sahiplenilmesinin başta İslam ülkeleri için
''ahlaki bir görev'' olduğunu dile getiren Gül, bu meselelerin acil
çözüm, kardeş halkların ise kuvvetli dayanışma beklediğine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Gül, ''Çözümsüzlük veya adil olmayan çözümlerin herkese,
hepimize, bölge ve dünya barışına zarar verebileceği unutulmamalıdır''
dedi.
GÜL, AHMEDİNECAD, EL HAŞİMİ VE SİNYORA İLE GÖRÜŞTÜ Bu
arada, Cumhurbaşkanı Gül, zirve toplantısının öğle arasında, İran
Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık
El Haşimi ve Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora ile ayrı ayrı görüştü.
Gül'ün, Ahmedinecad ile yaptığı görüşmede, iki cumhurbaşkanının terörle
mücadele konusunda hem fikir olduğunun teyit edildiği belirtildi.
Cumhurbaşkanı Gül'ün, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı El Haşimi ile
görüşmesinde de TSK'nın sınır ötesi operasyonu gündeme geldi. El
Haşimi, görüşmede, ''Türkiye'nin sınır ötesi operasyon konusunda
haklılığını biliyoruz'' dedi.
Lübnan Başbakanı Sinyora ile görüşmede ise Lübnan'daki cumhurbaşkanlığı
seçimiyle ilgili son durum ele alındı. Gül, Sinyora'dan bu konudaki
çabaların sürmesi ve sorunun bir an önce çözüme ulaştırılması yönünde
çabaların devam etmesini istedi.
ANKARA
- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, DTP'nin kendisiyle görüşme talebinde
bulunduğunu belirterek, ''Bölücü terör örgütü PKK'yı, Parlamento çatısı
altında bulunan DTP, terör örgütü olarak ilan etmedikçe, ben
kendileriyle Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak görüşemem'' dedi.
Resmi bir ziyaret için Ankara'da bulunan Saint Vincent ve Grenadinler
Başbakanı Ralph Gonsalves ile Başbakan Erdoğan, görüşmelerin ardından
düzenledikleri ortak bir basın toplantısında gazetecilerin sorularını
yanıtladılar.
Bir gazetecinin, ''Demokratik Toplum Partisi, randevu talebinde bulundu
mu?'' şeklindeki sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, şu karşılığı verdi:
''Benden randevu talebinde bulundular. Ve ben, randevu talebine, grup
başkanvekilim ve başbakan yardımcımı görevlendirdim. Sayın Türk ve
Tuğluk birlikte gelmek suretiyle arkadaşlarımla görüşmelerini yaptılar.
Benim biliyorsunuz baştan beri bir hassasiyetim var. O hassasiyetim de
şu; bölücü terör örgütü PKK'yı, Parlamento çatısı altında bulunan DTP,
terör örgütü olarak ilan etmedikçe, ben kendileriyle Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı olarak görüşemem. Bunu kendilerine söyledim.
AB üyesi ülkeler, hepsi, bu konuda terör örgütü olarak ilan ediyor.
ABD, terör örgütü olarak ilan ediyor. Bütün dünyadaki BM kayıtlarına bu
şekilde giriyor. Ama hala Parlamento çatısı altında bulunan bir
partinin terör örgütü olarak ilan etmeyişini ben Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı olarak kabullenemem.''
Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan bazı ifadeler şöyle: • ''Bunlar
(DTP), etnik milliyetçilik yapıyorlar. Biz Türkiye Cumhuriyeti'ne
vatandaşlık bağı ile bağlı olan her ferdi göğsümüze, bağrımıza
basıyoruz. Hiçbir ayrım yapamayız. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı
ortak paydasında bir, beraber, bütünüz'' • Erdoğan,
DTP'nin GAP projesi ile ilgili eleştirilerini yanıtlarken, ''bunun bir
seçim yatırımı olduğu ifadesine gelince, bir defa bu siyasi parti, ne
bölgenin ne de benim kürt kökenli vatandaşlarımın temsilcisi ve yahut
da onlara ipotek koyan bir parti değildir ve böyle bir şey olamaz'' dedi • ''Şu
anda biz GAP'ı 5 yılda bitirme hedefliyoruz. Şimdi onların bu
ifadelerinden dolayı bu işi yapmayalım mı, geri mi koyalım?''
"BAŞBAKANIN MESAJI BİR YERLERE Mİ?"
ANKARA
- DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın DTP ile
ilgili açıklamalarını değerlendirirken, ''Bugün partiyle ilgili açılmış
bir kapatma davası var, dokunulmazlıklarla ilgili süren davalar var.
Acaba Sayın Başbakanın mesajı bir yerlere mi?'' dedi. Türk,
Başbakan Erdoğan'ın, ''DTP, PKK'yı terör örgütü ilan etmeli''
açıklamasının ardından Parlamentoda basınla sohbet toplantısı düzenledi.
Erdoğan'ın açıklamalarını doğru bulmadıklarını ifade eden Türk, ''Bu
açıklamaları, toplumu germekten başka hiçbir yararı olmayan açıklama
olarak değerlendiriyoruz'' diye konuştu.
DTP Grup Başkanı Türk, bir gazetecinin, ''PKK konusunda bir açıklama
yapacak mısınız?'' sorusuna, ''Bu tartışmalar, geçmişte kalan
tartışmalar. Önümüzde duran hedeflerimiz var'' yanıtını verdi.
TERÖRİST KAYA'NIN YAKALANDIĞI DOĞRULANDI
ANKARA - İçişleri
Bakanlığı yetkilileri, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın
''sevgilisi'' olarak bilinen ''Rozerin'' kod adlı terör örgütü mensubu
Ayfer Kaya'nın Almanya'da yakalandığını doğruladı.
İçişleri Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, Almanya'nın
Bavyera eyaletinde yakalanan ve Traunsten Savcılığınca sorgulanmasının
ardından tutuklanan Ayfer Kaya'nın İnterpol kanalıyla da kimliğinin net
olarak saptandığı ve tereddüte yer olmadığı vurgulandı. Almanya'da
tutuklanan Kaya'nın fotoğraf ve parmakizi karşılaştırmasını yapan
İnterpol, söz konusu kişinin Öcalan'ın Yunanistan'a kaçtığı dönemde
tercümanlığını yapan Ayfer Kaya olduğunu kesin olarak belirledi.
İnterpolün tespitlerinin ardından Kaya'nın iadesiyle ilgili işlemler
başlatıldı. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi'nin yakalama kararı
doğrultusunda arandığı bildirilen Kaya'nın dosyası Emniyet Genel
Müdürlüğü'nce, Adalet Bakanlığı'na gönderilecek.
Terör örgütü mensubu Ayfer Kaya, 2 Mart 2008 tarihinde öğle saatlerinde
Avusturya'dan Almanya'ya yasa dışı yollardan girerken yakalanmıştı.
Kaya, sorgulanmasının ardından tutuklanarak Münih'te bulunan Neudeck
Cezaevi kadınlar koğuşuna konulmuştu.
Emek Platformu'ndan ortak açıklama
ÇALIŞANLARDAN REFORM TASARISINA İLK TEPKİ
ANKARA
- Emek Platformu tarafından yapılan ortak açıklamada, ''Sosyal güvenlik
hakları açısından yarınları tamamıyla güvencesiz bırakan ve amaçlanan
norm ve standart birliğini çalışanların aleyhine daha da bozan bu
düzenlemeyi kabul etmemiz mümkün değildir'' denildi.
Emek Platformu'nun aldığı eylem kararları doğrultusunda, platform
bileşenlerinin genel başkanları ve yöneticileri tarafından Türk-İş
Genel Merkezi'nde ortak bir açıklama yapıldı.
Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, tarafından okunan ortak
açıklamada, TBMM Genel Kurulunda görüşülecek olan Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Yasası'nda değişiklik öngören tasarının,
''çalışanlar, emekliler, hak sahibi durumundaki aile fertleri ile dul
ve yetimler için sosyal sigortalar ve sağlık alanında ağır hak
kayıplarına neden olacağı'' belirtildi.
Açıklamada, emeklilik ve sağlık alanında köklü değişiklikler yapan ve
kazanılmış hakları geriye götürdüğü ifade edilen tasarının, sosyal
devlet ilkesine de aykırı olduğu öne sürülerek, ''Tasarı ile yapılan
düzenlemeler, ülkede yaşayan herkesi olumsuz etkileyecek, sosyal
sigorta ve sağlık haklarına erişimlerini güçleştirecek ve giderek daha
da olanaksız kılacaktır'' denildi.
Ankara Şubeler Platformu'nun çağrısıyla Sakarya Caddesinde toplanan işçi ve memurlar da tasarıyı protesto etti.
Platform Dönem Sözcüsü ve Petrol-İş Ankara Şube Başkanı Mustafa Özgen,
burada yaptığı konuşmada, Türk-İş'in, Hükümet'le anlaştığı yönünde bazı
açıklamalar yapıldığını ifade ederek, böyle bir şeyin söz konusu
olmadığını söyledi. Emek Platformu'nun kararı doğrultusunda bugün 2
saat ''iş bırakacaklarını'' anımsatan Özgen, '' Bu eylem genel grev
için provadır. Bunu herkes böyle bilsin'' dedi.
İŞ BIRAKMA EYLEMİ BUGÜN
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası'na karşı Emek Platformu'nun
aldığı karar doğrultusunda bugün 2 saat süreyle uygulanacak ''Uyarı
Amaçlı Çalışmama Hakkı'' eyleminin ulaşım, temizlik işleri, eğitim,
sağlık alanlarında etkili olması bekleniyor.
Eylem Türkiye çapında 10.00-12.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek.
İşim gücüm budur benim, Gökyüzünü boyarım her sabah, Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman, Bilmezsiniz kim diker; Ben dikerim.
Dalga geçerim kimi zaman da, O da benim vazifem; Bir baş düşünürüm
başımda, Bir mide düşünürüm midemde, Bir ayak düşünürüm ayağımda, Ne halt
edeceğimi bilemem.
(Dalgacı Mahmut, Orhan Veli)
don quijote
ölümsüz gençliğin şövalyesi, ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına, bir temmuz sabahı fethine çıktı güzelin, doğrunun ve haklının : önünde mağrur, aptal devleriyle dünya, altında mahzun, fakat kahraman rosinant'ı. bilirim, hele bir düşmeyegör hasretin hâlisine, hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek, yolu yok, don kişot'um benim, yolu yok, yeldeğirmenleriyle dövüşülecek.
haklısın, elbette senin dülsinya'ndır en güzel kadını yeryüzünün, sen, elbette bezirgânların suratına haykıracaksın bunu, alaşağı edecekler seni bir temiz pataklayacaklar. fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun, sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin ağır, demir kabuğunun içinde ve dülsinya bir kat daha güzelleşecek...
Erkan Ogur - röportaj
Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu - Bergüzar Söyleşi
Hangi besin beyne nasıl faydalı? İşte beynin çalışmasını artıran besinler. Zeka küpü bunlar.
Beslenme uzmanları, bilimsel araştırmaları inceleyip zeka gelişimine en çok katkı sağlayan gıdaları belirledi. İşte beynin çalışmasını artıran besinler...
Bitter çikolata: Magnezyum ve antioksidan içeriğiyle beyne oksijen taşıyarak daha aktif çalışmasını sağlıyor.
Tahıl: Önemli bir B vitamini kaynağı olan tahıllar, kan şekerini dengeliyor.
Patates: Kan şekerini dengeli olarak yükseltiyor bu sayede zeka daha verimli çalışıyor
Yoğurt: İçinde bulunan tirozin isimli madde hafızayı güçlendirip, beyni uyarıyor.
Üzüm suyu: Dopamin salgılanmasını arttırarak problem çözme yeteneğini geliştiriyor.
Fasulye: Lif ve protein bir arada özellikle çocuklarda zekayı açıyor. Kırmızı ve turuncu renkli sebzeler: Özellikle domates, havuç ve kırmızı biberde bulunan antioksidan beynin daha uzun süre sağlıklı kalmasını sağlıyor.
Somon: Omega-3 yağları hem beyni koruyor hem hafızayı güçlendiriyor.
Hergün düzenli olarak kahvaltı yapan kişilerin diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli oldukları biliniyor. Yoğun bir güne başlarken; peynir, süt, yumurta gibi protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı, şekerli çay ve simitten oluşan bir kahvaltıya kıyasla daha iyi sonuç almayı sağlıyor.
"Odaklanma" için ceviz, fındık, fıstık gibi sinirleri kuvvetlendiren yiyeceklerin yenmesini öneriliyor.
Uzmanlar yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneriyor. Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen diyetisyenler "Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir" önerisinde bulunuyor.
Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar.
Yağsız kırmızı et: Tam bir demir deposu, özellikle sağlıklı alyuvarlar için vazgeçilmez... Beyin gelişimi için büyük yarar sağlıyor.
Paradan altı sıfır atarak üç yıl önce piyasaya sürülen YTL yıl sonunda tedavülden kalkıyor. 1 Ocak 2009'dan itibaren kâğıt parada 'Y' ibaresi olmayacak ve piyasada yeniden Türk Lirası dönemi başlayacak.
Banknotlarda boyut, renk, tasarım ve güvenlik özellikleri açısından da değişikliğe gidilecek. Çok fazla rağbet görmeyen kâğıt 1 Yeni Türk Lirası piyasadan çekilirken, 200 TL'lik yeni banknotlar çıkarılacak. Kâğıt paralardaki resimlerde de değişim yaşanırken Türk tarihinde önemli yer edinmiş şair, matematikçi, düşünür, müzik ve sanat tarihi ile ilgili önemli şahsiyetler yeni paraların üzerinde hayat bulacak. Bu isimlerden birinin Türk dil ve edebiyatının en büyük şairlerinden Yunus Emre olacağı ifade ediliyor. Gündeme gelen bir diğer ismin ise Erzurum'un düşman işgalinden kurtarılmasında önemli başarılar elde eden Nene Hatun olduğu öğrenildi.
Kaynaklar, özellikle Türk tarihinde önemli yer edinmiş isimlerin resimlerinin yılbaşından itibaren dolaşıma girecek TL'de yer alacağını belirterek, "Farklı alanlarda tarihe mal olmuş isimleri Türk Lirası'nda göreceğiz. Ama bu kişiler sadece 14 ve 15. yüzyıllarda yaşamış isimlerden oluşmayacak. Bu kişilerin seçimi yakın tarihe mal olmuş isimlerden de olacak." dedi. Öte yandan henüz hangi isimlerin olacağına ilişkin net bir karar vermediklerini aktaran kaynaklar, yeni tasarım ve arka yüz portre resimlerinin tanıtım toplantısına kadar açıklanmayacağını vurguladı. Konuya ilişkin son kararı banka yönetimi sonbaharda verecek. Türk Lirası banknotlarda, sahteciliğe karşı dünyadaki teknolojik gelişmelere uygun olarak yeni geliştirilmiş güvenlik önlemlerine de yer verilecek. Kağıt, mürekkep, yazılım gibi farklı unsurlara işlenecek yeni güvenlik önlemlerinin bir kısmı "zamanı gelince" kamuoyuyla paylaşılacak. Avrupa Birliği'nin Euro'ya benzediği için şikâyet ettiği madeni para da değişime uğrayacak. Kalpazanların gözdesi 1 YTL'lerin alaşımı ve ebatları yenilenecek.
Cumhuriyet'in dokuzuncu serisi
Kâğıt para, tahvil ve bono, hisse senetleri gibi değerlerin ilk kez piyasaya sürülmesine emisyon adı veriliyor. Cumhuriyet tarihinin ilk emisyonu 'Birinci Emisyon (E1) Grubu' adıyla 5 Aralık 1927 günü gerçekleştirildi. O dönemde merkez bankası henüz kurulmadığı için bu paralar bir İngiliz şirketi tarafından hazırlandı ve basıldı. Yaklaşık 10 yıl boyunca tedavülde kalan bu paralar, ikinci dönemde Latin harfleriyle hazırlanan paralarla değiştirildi. 'İkinci Emisyon (E2) Grubu, 1937-44 yılları arasında piyasaya sürüldü. Bu paraların en büyük özelliği üzerinde hem Atatürk hem de İsmet İnönü'nün portrelerinin yer almasıydı. 'Üçüncü Emisyon (E3) Grubu' 1942-47 yılları arasında yedi tertip halinde, İngiltere, Almanya ve ABD'de de bastırıldı. 'Dördüncü Emisyon (E4) Grubu' içinde en az farklı değerde banknotun bulunduğu seri oldu. Amerika Birleşik Devletleri'nde basılan bu paraların tamamının üzerinde 'Milli Şef' İnönü'nün resmi bulunmaktadır. Beşinci grup ise Demokrat Parti döneminde piyasaya sürülür. Bu seride halk arasında çok iyi bilinen 'mor binlik'ler bulunmaktadır. Türk Lirası'nın Amerika ve İngiltere'de basılmasından rahatsız olan Adnan Menderes'in talimatıyla kurulan Banknot Matbaası'nda basılmıştır. Serinin altıncı bölümü ise 1966-83 yılları arasında dolaşıma çıkarılır. 1979 yılında piyasaya sürülmeye başlanan 'Yedinci Emisyon (E7) Grubu' ise halk arasında 'enflasyon dönemi banknotları' olarak bilinmektedir. 20 milyon liralık banknotların da yer aldığı bu serinin ardından 28 Ocak 2004 tarihinde paradan sıfır atılmasıyla oluşan YTL serisi piyasaya sürüldü. 2009'da piyasaya sürülecek olan 'E9 Emisyon Grubu' ise serinin en yeni halkası olacak.
Hoşgörü ve kahramanlığın sembol isimleri parada
Merkez Bankası'nın liranın üzerinde abideleştirmek istediği Yunus Emre ve Nene Hatun, Anadolu coğrafyasının tarihine damgasını vurdu. Anadolu'nun Moğol istilasına uğradığı bir dönemde İslam tasavvufu ve akidesinin ayakta kalmasını sağlayan isimlerden birisi olan Yunus Emre, söylemleri ile Türk-İslam birliğinin oluşumuna büyük katkı sağladı. Nene Hatun ise '93 Harbi' olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında küçük yaştaki oğlunu ve üç aylık kızını evde bırakarak, Erzurum savunmasına katılan genç bir gönüllüdür. Şehrin güvenliğini sağlayan Aziziye Tabyası'nın geri alınmasında büyük yararlılıklar göstermiş, çatışmaların sona ermesinden sonra da yaralıların tedavisi için uğraşmıştır. Vatan sevgisinin en güzide örneklerinden birisini sergileyen Nene Hatun, Türk tarihinin en önemli kahramanlarından birisi olarak gösterilmektedir.
Eski
Yunan’dan beri, piyasa ekonomisi ile kamusal alanın gelişimi arasında
güçlü bir bağ, tarih boyunca hep hissedildi. Belirli bir
maddi-teknolojik “üretici güçler” eşiği üzerinde yer alan, bu anlamda “karşılaştırılabilir” sosyal formasyonlar arasında, siyasal iktidar ile ekonomik iktidarın özdeşleştiği; bütün sektörlerin devlet “tek el”inde
toplandığı varyantlar, aynı zamanda daha kapalı toplumlar oldu. Buna
karşılık siyaset ile ekonomi birbirinden ayrıştığı; ekonominin kendi
içinde, piyasanın çeşitli tarafları rekabete girebildiği ölçüde,
siyaset de çoğulculuğa açıldı.
Azgelişmişliğin ister
sömürgelik, ister Osmanlı gibi yarı-sömürgelik varyantında, önce modern
devlet ithal edilip, geri bir toplum ve ekonomiye yamanır. Ordusu ve
bürokrasisiyle bu modern devlet çok geniş bir alanı kaplar, tek başına
en büyük sektörü oluşturur. Kendi yan sanayilerini (feshanesini, baruthanesini, peksimethanesini) yaratır. Bir süre, “sosyal sınıfların devlet ve eğitim aracılığıyla teşekkülü” (class-formation through education and the state), “sosyal sınıfların ekonomi aracılığıyla teşekkülü”nün (class-formation through the economy) önüne çıkar. Dar bir meslek spektrumu içinde, memurlar ve devletten geçinen sair kesimler ağır basar. Kadınlar “gömleği kolalı, setresi uzun” (ve maaşı devlet güvencesindeki) “kâtip”leri beğenir. Siyaset ataerkil, bağımsız ve muhalif olmak ise çok zordur.
Buna karşılık piyasa ekonomisinin gelişmesi kurucu elitin önce egemenliğini, ardından vesayetini sarsmaya başlar.
Şu yakında İhsan Dağı güzel anlattı bu dinamiği : “Piyasa ekonomisi,
farklılıkları üretiyor, tahkim ediyor; farklı olmanın ekonomik
altyapısını oluşturuyor. Devlet kapısı dışında bir kazancın mümkün
olduğunu gösteren pazar ekonomisi ‘yurttaşları’ özgürleştiriyor,
devletin denetiminden çıkarıyor.” Dağı devamla, “Türkiye, bu gelişmişlik düzeyi ile nasıl ‘parti devleti’ olarak tasarlanabilir
?” diye sordu : Bunlar artık mümkün değil. Devlet memurları ideolojisi
olan Kemalizm, pazar ekonomisinin içine sığmıyor, sığamaz. Kemalizm
dünyadan kopuk bir Türkiye’nin ideolojisi olabilir. “Bugünkü dünyanın ruhuna aykırıdır; piyasa ekonomisi, demokrasi ve çoğulculuk ortamında hayat bulamaz.” (Zaman, 4 Ocak 2008)
Piyasanın
vahşi yıkıcılığını tamponlamak, tabii işin başka bir boyutu. Bu konuda,
gene Polanyi’nin teorik perspektifleri çok önemli. Öte yandan, uzun
vâdede demokrasisiz bir piyasa ekonomisi de olanaklı gözükmüyor (Çin de yaşayacak bunu), piyasasız demokrasi de. Ve bizde her ikisine düşmanlık, kolayca el ele gidebiliyor.
Örneğin Türkiye’de öyle bir tarihçilik (hâlâ) var ki, bütün düşünce ve siyaset akımlarını (İştirakçi Hilmi dahil) 1919’a kadar İttihatçılıkla 1919’dan itibaren ise Kemalizmle farklılık veya çatışması ölçüsünde “kötü”
olarak algılıyor. Bu, öncelikle demokrasi ve biraz piyasa ekonomisi
eksenli her türlü muhalefeti daha baştan dinlenmez kılıyor.
1960’ların “asr-ı saadete dönme” özlemleri de, tam bu bağlamda ve Kadro
geleneğinin uzantısında anılmaya değer. İlk çok-partililik deneyiminin
güdüklüğüyle eleştirilmesi başkaydı, toptan inkârı gene başka. Üstelik
1961 anayasası, “çoğunluk faşizmi” tehlikesine hukukî denge ve frenler getirmişti. Oysa Yön-Devrim çizgisinde piyasanın ve özel sektörün reddiyle parlamenter demokrasinin reddi giderek belirgin biçimde birleşti. (CHP kökenli) Doğan Avcıoğlu seçimleri bir aldatmaca sayıp, “cici demokrasi” veya “Filipin demokrasisi” diye aşağılamaya girişti. “Halk için, halka rağmen”ci Avcıoğlu ve bazı “eski tüfek”ler, 1946-50’de çok-partililiğe geçişi bizatihî “karşı-devrim” gibi gösterdiler. Türkiye’den çok geri Üçüncü Dünya darbeleri ve tek-parti rejimlerine, Nâsırcılığa, Baasçılığa özendiler (ulusalcılığın içindeki Saddamcı damar buradan geliyor). TİP’e düşmanlığın da ilk ve temel gerekçesi “parlamenter eblehlik”ti.
Kusurları ne olursa olsun, kendi yolundan gitmesine, serinkanlı bir
demokratik sol olarak gelişmesine izin verilmedi. Keskinlik yarışlarına
sürüklendi. Çıldırtıldı, zıvanadan çıkarıldı. İfsâd edildi.
Sol ve demokrasi (7) : Bizim nesil
Bazen Doğan Avcıoğlu darbeciliğinin Sola marjinal olduğunu söyleyenler çıkıyor. Özellikle bazı tarihsel şefler, “proletarya önderliğinde millî demokratik devrim” ile Yön-Devrim
çizgisini tamamen farklı gösteriyor. Bu bir savunma refleksi. Solun
tarihine, kendi fraksiyonunun içinden bakmaya devam eden, 50-60
yaşlarında (veya daha bile ihtiyar, dolayısıyla akıllandı sanacağınız) tonla insan var ortada. Ergenekon’a rücu edenleri dahi, kendi durduğu yerin “en doğru”luğunu inatla tekrarlıyor.
Bu tür yanılsamalarla, ne Sol kendisiyle hesaplaşıp namuslu bir yenilenme yaşayabilir, ne de doğru tarih yazılabilir. Birincisinden zaten pek umudum yok, ama ikincisi hakkında iyimserliğimi koruyorum. Gerçek şu ki, ister (o günün ulusalcısı diyebileceğimiz) Doğan Avcıoğlu, ister Leninizm-Stalinizm-Maoculuk kanalından gelen (a) devletçiliği, (b) milliyetçiliği ve (c) anti-demokratikliği, (sadece MDD’ciler de değil) Solun geniş kesimleri paylaşıyordu. Çarpıcı istisnalar vardı tabii. Örneğin Birikim dergisi ve çevresi, daha evrensel bir demokratik solun düşünsel olanakları üzerinde duruyordu. Ama Solun genel kültüründe, sözünü ettiğim üç nokta ağır bastı.
Bu
duygu ve düşünce yapısının yol açtığı trajedi, herkesin az çok malûmu.
Mâlumu ama, pek de telaffuz edilmiyor, nedense. Onun için eşyanın adını
tekrar tekrar koymalı. Birincisi, ister darbe, ister halk ihtilâli yoluyla gelecek bir “düzen değişikliği” (ve kurulacak bir “devrimci diktatörlük”) özlemi, hükümete karşı seçim kazanmak değil, “iktidarı” yıkmak, devirmek, alaşağı etmek üzerine kurulu bir siyasal kültürü besledi (ve aynı anlayış, aynı sözcük dağarcığı, askerî-bürokratik ulusalcılık tarafından AKP’ye de uygulandı, uygulanıyor).
İkincisi, adına demokrasi de dediğimiz normal politika, âdetâ tanım gereği hazımlı, geniş mezheplidir de, adına devrimcilik dediğimiz (benim revolutionism diye ifade etmeye çalıştığım) anormal politika, muazzam bir katılık ve sekterlik potansiyeli taşır. “Tek yol devrim” anlayışı, “devrimin tek yolu” anlayışıyla iç içedir. “Tek doğru”
dışında her şey derece derece sapmadır, oportünizmdir, revizyonizmdir,
burjuvalıktır, ihanettir, dönekliktir. Bunun bir türevi, kendi
çizginize en yakın (ya da sizden en son ayrılmış) olanları “en tehlikeli düşman” görmenizdir. Bir diğeri, kendini daima suret-i haktan sayan, korkunç bir epistemolojik özgüvendir. Pratikte bunlar (a) sınırsız parçalanma ve fraksiyonlaşma, (b) eylemden önce söylemde fütursuzluk, küstahlık ve saldırganlık biçiminde tezahür eder.
Etti nitekim. Lütfen bana “Sol provokatörler yüzünden bölündü” demeyin. Türk-Yunan dostluğuna ilişkin rakı sohbetlerinde birileri çıkar, “ah bizi kötü politikacılar böldü” veya “bizi emperyalistler böldü” der. Tıpkı, rahmetli babaannem Ülfet Hanım gibi. Kimse, halka ve popüler milliyetçiliğe toz kondurmaz. Bu “provokatörler” muhabbeti de aynı fasiledendir. Oysa kabahat, provokasyona uygun atmosfer ve haleti ruhiyenin kendisindedir.
Nitekim üçüncüsü,
hem aşırı sağın saldırılarının, hem İttihatçılığı, Kominterni ve
Avcıoğlu’nu bileştiren bir teorik kılavuzluğun etkisiyle, 1960’ların
gençlik hareketi de hastalıklı bir süper-solculuk rekabeti içine girdi. Kimse frene basamadı; “tamam kardeşim, ben sağ sapmacıyım, reformcuyum, var mı ?” diyemedi. Kâh darbe, kâh silâhlı mücadele peşinde, nasıl demokrat olunur ? Burada bir paradoks var. Solun
savunduğu taleplerin, taşıyıcılığını yaptığı bazı mücadelelerin,
toplumu ve siyaset sahnesini demokratikleştirmeye önemli katkısı oldu.
Spesifik baskı ve zulümler, haksızlıklar geriledi. Egemen ideolojiler
çıplaklaştı, kutsallığını yitirdi. Öte yandan, kalıcı kültür mirası ne
olabilirdi, ne oldu ? Son tahlilde Sol, uzun süre sadece kendisi için istedi, demokrasiyi ve insan haklarını. Hem (o zamanın 301’i) 141-142’ye karşı mücadele etti, hem de “legalitenin istismarı”ndan söz etti. Zaten liberalizmi tanımamış bu topluma, ciddî ve kapsamlı bir demokrasi terbiyesi veremedi.
Ve bakın, o fütursuzluk, küstahlık, saldırganlık var ya… Bugün ulusalcılıkta devam ediyor.
Seçim kampanyası yetkilileri resmin, Clinton’ın personeli tarafından internete verildiğini öne sürdü.
ABD’de
başkanlık seçimlerinin güçlü adaylarından Barack Obama’nın internette
dolaşan resmi, yeni bir tartışma başlattı. Drudge Report’un internet
sitesine dün gönderilen resimde Obama, 2006’da Kenya’ya yaptığı ziyaret
sırasında geleneksel Afrika kıyafeti beyaz sarık ve elbiseyle görülüyor.
Obama’nın seçim kampanyası yetkilileri, bu resmin diğer Demokrat
aday Hillary Clinton’ın personeli tarafından karalama kampanyası
amacıyla internete verildiğini öne sürdü. Ancak Clinton, hakkındaki bu
suçlamayı kabul etmedi.
Clinton’un kampanya sorumlusu Maggie
Williams yaptığı açıklamada, “Obama’nın kampanya yetkililerinin
geleneksel Somali kıyafetli resmi siyasi bölücülük olarak görüyorlarsa
bundan utanmaları gerektiğini” belirterek, Hillary Clinton’un ziyaret
ettiği ülkelerde giydiği geleneksel kıyafetlerle resimlerinin
bulunduğuna dikkat çekti.
Karşılıklı suçlamaların, Teksas ve Ohio eyaletlerinde
gelecek hafta yapılacak kritik öneme sahip önseçimler öncesinde
yapılmasına dikkat çekildi.
Uzmanlar, Clinton’un, gelecek
kasımda yapılacak başkanlık seçimleri için Demokratik partinin adayı
olarak yarışa devam edebilmesi için Teksas ve Ohio’daki önseçimleri
kazanması gerektiğini belirtiyor.
Fransa
cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin geçtiğimiz Aralık ayında Roma Latran
kilisesi, Vatikan ve Riyad konuşmalarında sorguladığı laik'lik kavramı,
din adamı ve öğretmenin konumu hakkında sarf ettiği cümleler, Fransa'da
'laik düşünce' çevrelerini harekete geçirdi. Öncülüğü 'Eğitim ve
Öğretmen sendikalarının yaptığı, sivil toplum örgütleri ve düşünce
gruplarının katıldığı kampanya 24 Şubat tarihi itibariyle 100 bini
aşkın imza topladı. Bugün (26-2) tarihli 'Libération' gazetesi konuyu
birinci sayfasına taşıdı. 'Cumhuriyet'in laik'liğini koruyalım'
başlıklı bildirin özet tercümesi şöyle:
'Laik Cumhuriyet'i koruyalım.'
Bu çağrıyı imzalayan kurum ve kişiler, Fransa’nın, tek ve
bölünmez, laik ve sosyal demokratik bir Cumhuriyet olduğunu ilan eden
Anayasa’nın 1. maddesini hatırlatırlar. Cumhuriyet’in birbirinden ayrı
düşünemeyeceğimiz bu 4 niteliğini, en başta Cumhurbaşkanı olmak üzere
hepimiz benimsemekle yükümlüyüz. Nicolas Sarkozy’nin kendi kişisel
inançlarını, cumhurbaşkanı sıfatıyla ilan etmesi Cumhuriyet’in laiklik
ilkesini zedelemiştir. Anayasa’da sivil barışın vazgeçilmez şartı olan
bu prensibin sorgulanması kabul edilemez. 1905’den bu yana, Devlet ve
Kilise’nin ayrılmasına dair kanunla, Cumhuriyet her yurttaşının inanç
veya inanmamak veya istediği inancın kurallarına uymak veya uymamak
veya inançlarını değiştirebilmesi özgürlüğü anayasa teminatı altına
almıştır. Böylece, herkesin, birbirlerine saygı çerçevesinde, hangi
asıllı olursa olsun, hangi felsevi düşüncede olursa olsun, veya hangi
dini inançta olursa olsun beraber yaşamasını sağlıyor. Bizim
Cumhuriyetimiz ve bizim çok kültürlü toplumumuzda, farklılık, bir
çatışma kaynağı ve sebebi değil bir zenginlik olmalıdır. Bunun için,
laiklik, yurttaşlarının kanunlar çerçevesinde hukuk önünde eşitliğini
sağlarken, hem farklı düşüncelerin ifadesini mümkün kılar, hem de ,
ortak bir gelecek kuşkusu olan toplumu ortak değerler etrafında inşa
etmeyi amaçlar.
.../...
Biz imzası olan kurum ve kişiler, 1905 yasasının bütünü ve
içeriği hakkında yapılmak istenilen her türlü değişikliğe, laik’liği
sorgulayacak her türlü değişikliğe karşı çıkıyoruz. Endişeleri ve
sıkıntıları olan tüm yurttaşlarımızı, laik’liği korumaya, ve böylece
sosyal adeletin hepimiz için, özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin hergün
mümkün kılabilecği bir toplum inşa etmeye çağırıyoruz….
.../...ÇŞ
haber
için manşette kullandığız resim, sosyalist milletvekili Aristide
Briand'ı Fransa Parlamentosunda, Devlet ve Din İşlerrini ayıran,
laiklik hakkında 1905 kanunu diye anılan yasanın 9 Aralık 1905
tarihinde Meclis'te kabul edildiği seansı gösteriyor. İçlerinde Jean
Jaures in de olduğu milletvekillerin hazırladığı karar o gün kabul
edildi.
Öyle bir hale geldi ki; buralarda laik olmak, en hafif benzetmesiyle bir 'zaafiyet' hatta, nerdeyse insanlık suçu sayılacak...
Buralarda, CHP'nin ve statüko'nun temsil ettiği görüşü, yanlışı, hepimize evrensel bir doğru olarak anlatıyorlar.
yanlış'a doğru deyip, laik'lik te ne oluyor? demekteler...
Buralarda, sol hatta sosyal demokrat düşünceyi programı yapan bir siyasi parti yok diye, burası Baykal ve benzer düşüncede olanların arenası kalmış diye, 12 Eylül buraları dizayn etti diye, Devlet'in inançlara tarafsızlığı anlamına gelecek 'laik'likten vazgeçecek miyiz?
Özgürlüklerin
genişlemesi, Temel Hak ve Özgürlük'lere dair bir husus olacak türbanlı
kızlarımızın üniversite okuyamıyor olmaları üzerinden laik'liğin nasıl
da berbat bir şey olduğunu bitmez tükenmez bir enerji ile işliyorlar, kendilerini 'tam demokrat, 'tortusuz demokrat' 'göz süzmeyen' ilan edenler, yani 'teslim olanlar' kısaca...
teslim oldukları cenahta, 'modernite'nin Abbasi'ler olduğunu' 'kul'un birey olamayacağını,' ( bakınız Ali Bulaç, röportaj Star gazetesi) açıkça ilan edenlerle aynı havayı teneffüs ediyor olmalarını zerre umursamadan, bizleri 'eksik demokrat' ilan eden beyler, kimsenin anlamadığı, hatta zorunlu okuyup anlayamadığı yazıları ile taraftarlarına 'laik'liğin ne menem kötü lanet bir şey olduğunu 'tam demokrat' olmanın simyasına sadece kendilerin haiz olduğunu anlatmaktalar.
Laik'liği icad eden Fransa'da, Laik'lik, 1905 yılının, 9 Aralık 1905 günü, sosyalist Aristide Briand ( manşet haber resiminde ), Jean Jaurès öncülüğünde ve ötekilerle hep beraber Fransa'da sivil bir barış dönemini başlattı.
Sarkozy'nin
laikliğe saldırılarına karşı hazırlanan'Laik Cumhuriyet'i
koruyalım' bildirisi Fransa'da sendika ve sivil toplum
örgütlerinin öncülüğünde 24-2 itibariyle 100 bin imza toplamış.
Oralarda 'kemalizm' hüküm sürmüyor değil mi ?
Jaurès ve diğerleri 'kemalist' değiller di değil mi ?