gjeneral gramafoni - FreeBlogNetwork.com

gjeneral gramafoni

3/15/2008 - Bugüne kadar ihtihsâl edilmiş olan esâslı noktaları mâhfuz bulundurmak

Posted in




"Bugüne kadar ihtihsâl  edilmiş olan esâslı noktaları mâhfuz bulundurmak

ve âti'ye ait teali ve terakki ümitlerinin emniyetle mâhfuz bulunduğuna

kaani olmak için evvelemirde hâkimiyet-i milliyemizin her şeden masûn

olarak milletin vicdanında, kalbinde ve bütün maneviyâtında gayr-i kaabili

izâle bir sûrette mahkûk olduğunu görmek ve bilmek lâzımdır."

Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - Modern dünyanın 'asma bahçeleri'

Posted in

Günün Sözü
Soyulduğu halde gülen adam hırsızdan bir şey çalmış demektir, boş yere üzülen ise kendi kendini soyar.

William Shakespeare

Tarihte Bugün
Takvimler 13 mart tarihini gösterdiği zaman

...
1982 yılında,

TKEP’li İbrahim Ethem Coşkun, Necati Vardar ve Seyit Konuk topluca idam edildi.

1992 yılında,
Erzincan'da 6.8 şiddetinde deprem yaşandı. Bu depremde 653 kişi öldü 3850 kişi yaralandı.

Modern dünyanın 'asma bahçeleri'

Modern dünyanın 'asma bahçeleri'
Çatı bahçeleri yazın güneşlenmek, parti yapmak veya sadece kafa dinlemek için de ideal.
13/03/2008 (692 kişi okudu)


AFP - CHICAGO -









ABD'nin en büyük şehirlerinden Şikago'da, yedi yıl önce şehrin havasını biraz olsun


temizlemek ve beton yığını görünümünden kurtulmak amacıyla başlatılan 'çatılara bahçe


kurma' uygulaması meyvelerini vermeye başladı.


İlk olarak belediye binasının çatısının


bahçeye dönüştürülmesiyle başlatılan uygulama çerçevesinde, bugüne kadar 380 bin


metrekare çatı alanı yeşillendirildi.


Avrupa'daki benzer girişimlerden etkilenerek başlatılan


yeşillendirme hareketi sonucunda Şikago'da hem karbon salınımı azaltıldı, hem şehir


dünyanın en büyük çatı bahçesi ağına sahip oldu.


Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - Satrancın kadın ustaları İstanbul'da

Posted in

Satrancın kadın ustaları İstanbul'da

Satrancın kadın ustaları İstanbul'da
Türkiye'yi temsilen yarışan 18 yaşındaki Yıldız (üstte), üst üste beş kez Türkiye Bayanlar Şampiyonu oldu. 26 yaşındaki Atalık (küçük fotoğraf) ise dünya sıralamasında 55. sırada.
13/03/2008 (946 kişi okudu)

İSTANBUL - Türkiye İş Bankası ve Türkiye Satranç Federasyonu tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Türkiye İş Bankası Atatürk Uluslararası Kadın Ustalar Satranç Turnuvası önceki gün düzenlenen törenle başladı.
Altı ülkeden 10 kadın satranç ustasının katıldığı turnuvanın en önemli özelliği, dünya sıralamasında en üstlerde bulunan kadın ustaların ilk defa bir araya geliyor olması. Çift tur formatında düzenlenen, 20 Mart'a kadar sürecek organizasyona 2 bin 460 ve üstü ELO'ya (Satranç Derecelendirme Puanı) sahip Büyük Usta, Bayan Büyük Usta, Uluslararası Usta ve Uluslararası Bayan Usta unvanına sahip oyuncular katılıyor. Maçların oynanacağı İş Kuleleri'ndeki açılış töreninde konuşan İş Bankası Halkla İlişkiler Müdürü Suat Sözen, turnuvanın gelenekselleşerek dünyanın önde gelen satranç organizasyonları arasında yer alacağını söyledi ve organizasyonu özellikle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü takip eden günlerde düzenleme kararı aldıklarını belirtti.
Maçların her gün saat 14.30'-da oynanacağı turnuvada ilk üçe girecek sporcuları kupa, madalya ve para ödülleri bekliyor. Türkiye'yi temsilen yarışan 26 yaşındaki Ekaterina Atalık dünya sıralamasında 55. sırada. 18 yaşındaki genç temsilcimiz Betül Cemre Yıldız ise 2001-2006 yıllarında hiç yenilmeden üst üste beş kez Türkiye Bayanlar Şampiyonu olarak dikkatleri çekmişti. Meraklıları, turnuvadaki maçları Satranç Federasyonu'nun www.tsf.org.tr adresli sitesinden canlı izleyebilir. (Yaşam Servisi)

Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - SÖZ UÇMASIN

Posted in
SÖZ UÇMASIN

 
'İnsanların haksız yere çektikleri acılara şahitlik edenler, şahit oldukları acıların utançlarını da taşırlar.'

J.M.Coetzee

Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - Alman basınında

Posted in

Alman basınında
'Berlin 3.İslam Konferans'ı'

13.03.2008 11:26:00
Alman gazeteleri bugünkü sayılarında 'İslam' konusunu işlediler.Frankfurter Allgemeine Zeitung, bugün üçüncüsü kez toplanan İslam Konferansı'nı, Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın Köln'de yaptığı tartışmalı konuşma ışığında değerlendiriyor:

'Erdoğan'a göre, Alman vatandaşlığına da geçse Türkler, Türk kalıyor. Alman hükümeti, Alman vatandaşı olan Türkler'in attıkları imzayla Almanya'ya sadakat ilanında bulunduğunu düşünebilir. Ama gerçekte Alman hükümeti bu ayrımı yapmıyor ve örneğin İslam Konferansı'nda  Alman ya da yabancı farkı gözetmeden tüm Müslümanlar'la, bazıları Türk devleti tarafından yönlendirilen derneklerle müzakere ediyor. Almanya, Müslüman vatandaşlarının dinsel yaşamını yurtdışına danışmadan nasıl düzenleyeceğinin yolunu henüz bulabilmiş değil.'

Cottbus kentinde yayımlanan Lausitzer Rundschau gazetesi ise 2006 yılında büyük beklentilerle başlatılan İslam Konferansı sürecinin Müslümanlar arasındaki bölünme nedeniyle bekleneni veremediğini belirtiyor:

'Bugünkü üçüncü toplantı öncesinde liberal ve bağımsız Müslümanlar, Müslümanlar Merkez Konseyi içinde toplanan muhafazakar grupların ezici gücünden yakınıyor ve toplantıya artık katılmayacaklarını belirtiyor. Ne zaman, artık yol alındığı izlenimi doğsa, katılımcılardan birileri çıkıyor ve üzerinde uzlaşılan ara sonuçları kabul etmediğini açıklıyor. Bunun nedeni, Almanya'da İslam'ın kendi içinde aşırı derecede bölünmüş olması. Dolayısıyla bugünkü toplantıdan da çok şey beklememek gerek.'

Yine 'İslam' konusunda Alman basınına yansıyan iki haberi sizlere aktarmak istiyoruz. Hamburg'da çıkan haftalık Stern dergisinde 'Schäuble Alman okullarında İslam din dersinden yana' başlığı altında verilen haberde, dergiye özel demeç veren Federal Alman İçişleri Bakanı'nın, Berlin'deki Alman İslam Konferansı toplantısından önce bu konuda bir çıkış yaptığı vurgulanıyor. Haberde, Wolfgang Schäuble'nin şu ifadelerine yer veriliyor:

'Eğer Müslümanlar çıkıp da 'Biz de tıpkı Katolikler ve Protestanlar ya da Yahudiler gibi bir din dersi istiyoruz' derse, o zaman İçişleri Bakanı olarak Anayaya'nın, beni tarafsız hareket etmekle yükümlü kıldığını hatırlatırım. Bu ülkede inanç özgürlüğü vardır. Yani farklı inanç gruplarınadn olan insanlara eşit muamele etmek zorundayız. Bu bakımdan bir İslam din dersi de müfredata eklenebilir. Ancak Müslümanlar, bir dinî cemaat olarak kabul görmelerini sağlayacak altyapıyı kendileri hazırlamalıdır. Ayrıca bu ders mutlaka Almanca olarak verilmelidir.'

Federal İçişleri Bakanı Schäuble, Stern'e verdiği demeçte, Müslüman ailelerin, kızları spor ve cinsel bilgiler derslerine göndermemelerine ise anlayış gösteremeyeceğini vurguluyor:

'Kızının bu şartlar altında yetişmesini istemeyenler, hatta bu tür koşulları 'katlanılmaz' olara nitelendirenler bir karar vermeli ve kızlarının kendi istedikleri şekilde yetişebileceği bir yere gitmelidir.'

Yine 'İslam' eksenli bir başka ayrıntılı haber de başkent Berlin'de yayımlanan Der Tagesspiegel gazetesinde yeralıyor. 'Baden-Württemberg eyaleti Müslümanlar için okullarda ibadet odalarından yana' başlığı ile verilen haberde, Baden-Württemberg eyaleti Eğitim Bakanlığı'nın, Müslüman öğrencilere, okullarda namaz kılabilecekleri bir oda tahsis edilmesi konusundaki tartışmalarında, olumlu bir tavır takındığı belirtiliyor. Haber şöyle devam ediyor:

'Eyalet Eğitim Bakanlığı sözcüsü Hansjörg Blessing, 'Öğrencilere bir oda tahsis ederek, onların mensup oldukları dinin gereklerini yerine getirebilmelerine imkan vermek istiyoruz. Biz pragmatik çözümlerden yanayız. İlle de bunun adına 'ibadet odası' demek zorunda değiliz. Önemli olan ders akışının aksatılmaması ve inanç hürriyetini 'negatif' bir şekilde kullanıp başkalarının bundan olumsuz etkilenmemesidir' diyor.'

Tagesspiegel'in haberinde Berlin İdare Mahkemesi'nin, Salı günü verdiği 'Müslüman öğrenciler, ders saatleri dışında okul alanı içinde ibadet edebilirler' şeklindeki kararına atıfta bulunuyor ve bu kararı eleştiren Eğitim ve Bilim Sendikası Berlin Şubesi Başkanı Rose-Marie Seegelke'nin şu ifadelerine yer veriliyor:

'Örneğin Neukölln'deki bir okulda 400 Müslüman öğrenci birden aynı anda ibadet etmek isterse ne yapmamız gerekiyor peki? Okulun spor salonunu mu boşaltacağız?'




Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - Almanya’da İslam Konferansı toplanıyor

Posted in


Almanya’da İslam Konferansı toplanıyor

13.03.2008 10:58:00


Federal İçişleri Bakanı Wolfgang Schauble öncülüğünde 2006 yılında başlatılan Alman İslam Konferansı'nın bugün Berlin'de başlayan 3.toplantısında birarada yaşamayı kolaylaştıracak önerilerin tartışılması bekleniyor. Almanya'da, göçmenlerin uyumunun sağlanmasına paralel olarak, İslamın Alman toplumsal yaşamına entegre edilmesi de hararetli tartışmalara neden olan konuların başında geliyor. İlki 2006 yılında yapılan toplantıya Schauble Federal, Eyalet ve Belediye yetkililerinin yanısıra Müslümanları davet etmişti.

Toplantıda oluşturulan çalışma grupları o günden bu yana ortak değerler, toplumsal düzen, ve güvenlik gibi konuları yer alıyor.

Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği’nin ( DİTİB) diyalog sorumlusu Bekir Alboğa sürecin başında şu görüşü ortaya koymuştu: 'Bugün bir süreç başladı. Umudumuz bu sürecin sonunda Müslümanların Alman toplumu ve yasalarında bir dini topluluk olarak kabülünün sağlanmasıdır
Ancak Almanya'da Müslümanlarla güçlendirilmek istenen diyalog çabalarında bugüne kadar pek de yol alınamadı. Zira bu tartışmaların odağındaki bir çok konu doğrudan siyaset ve hukuk düzenine dayanıyor. Öğretmenlerin başörtüleriyle derse girip girmeyeceği halen mahkemelerin gündeminde. Okullarda İslam dersinin kimler tarafından verileceği sorusuna herkesi mutlu edecek bir yanıt bulunamıyor. Köln, Berlin, Frankfurt ve bir çok şehirde cami inşaa edilmesi konusu gerilime neden oluyor. Bu konuda Alman toplumunda uzlaşı sağlanmış değil.

 

Belki de en kritik sorun, Almanya'da yaşayan 3.3 milyon Müslüman'ın kimler tarafından temsil edildiği. Yeni kurulan Almanya Müslümanları Koordinasyon Kurulu dört büyük Cami derneklerini temsil etse de müslümanların sadece küçük bir kısmını temsil ediyor. Schauble bu nedenle üçücüncü toplantıya bağımsız Müslümanları da davet etti. Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung gazetesine demeç veren Schauble, 'Dernek üyelerinin onları eleştirenlerle aynı masada oturacağını ve bunun heyecanlı tartışmalara yol açacağını' kaydetti.


Diyalog ihtiyacı

 

Bu diyalog sürecinin hangi atmosferde yapıldığı büyük önem taşıyor. Zira dönem dönem başgösteren gerilimler diyalog çabalarını gölgeliyor. Bakan Schauble'nin de bir kaç açıklaması diyalog çabalarını gölgeler nitelikteydi. Schauble 2007 yılının sonunda, İslamla ilgili bir araştırma sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, 'Artan oranda Hıristiyanlıktan İslama geçişlere dikkat çekerek uyarılarda ' bulunmuş ve terör ile İslam konusunda yaptığı açıklamalar Müslümanların tepkisine neden olmuştu. Bu nedenle Müslümanlar sürekli olarak demokrasi yanlısı olduklarını ve hukukun üstünlüğüne saygı duyduklarını vurgulamak zorunda kaldı. Duygusal tepkiler bu tartışmaları gölgelese de diyaloğun sürdürülmesi önem taşıyor. Bakan Schauble da İslam Konferansı'nın Almanya'daki çok yönlü İslami yaşam tarzına ışık tuttuğuna dikkat çekerek kendisinin de çok şey öğrendiğini söyledi.

 

Müslümanlar Merkez Konseyi'nden Aiman Mazyek her iki tarafta da önyargılar olduğunu ve bunların aşılmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Mazyek, zorlukların aşılmasının uzun yıllar alacağına dikkat çekerek bu çabanın sürdürülmesini istedi. Bugün masaya bu çabaları yansıtacak öneriler masaya yatırılacak. 


Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - TÜRKÇE HARFLERİN CEP TELEFONLARINA GİRİŞİ KABUL EDİLDİ

Posted in
TÜRKÇE HARFLERİN CEP TELEFONLARINA GİRİŞİ KABUL EDİLDİ


Türkiye 
 GURBETÇİLERE OY KULLANMA KOLAYLIĞI

ResimANKARA - TBMM Genel Kurulunda, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının, gümrük kapıları dışında; mektupla, elektronik ortamda veya yaşadıkları ülkelerde oy kullanabilmesine olanak sağlayan tasarı, kabul edilerek yasalaştı.
Yasaya göre, yurt dışındaki vatandaşların oy kullanmalarıyla ilgili seçim işlerini yönetmek üzere Ankara'da Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulu oluşturulacak.
İhtiyaç duyulması halinde birden fazla yurt dışı ilçe seçim kurulu oluşturulabilecek. Yüksek Seçim Kurulu, bu konudaki gerekli düzenlemeleri yapacak. Yurt dışında bulunan vatandaşların adres kayıt sistemindeki bilgilerine dayalı olarak ''Yurt Dışı Seçmen Kütüğü'' oluşturulacak.
Seçmen kütükleri, adres kayıt sistemindeki bilgiler esas alınarak YSK'ca belirlenecek usul ve esaslara göre her yıl güncelleştirilerek oluşturulacak.
Seçimlerde parmaklara çıkmayan boya sürülmesi uygulamasına da son verilecek.
Yurt dışındaki seçmenlerin, gümrük kapılarında oy kullanma, mektup, sandık, elektronik oylama yöntemlerinden hangisine göre oy kullanacağına, yabancı ülkenin durumuna göre, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak YSK'ca karar verilecek.
Yurt dışı seçmenler, milletvekili genel seçimi, Cumhurbaşkanı seçimi ve halk oylamasında oy verebilecekler. Yerel seçimlerde ise oy kullanamayacaklar. Ayrıca sadece seçime katılan siyasi partilere oy verebilecekler.
Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamayacak.

 TÜRKÇE HARFLERİN CEP TELEFONLARINA GİRİŞİ KABUL EDİLDİ

ResimLAHEY  - Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, resmi ziyaret amacıyla bulunduğu Hollanda'da yaptığı açıklamada, Türkçe harflerin cep telefonlarında tanınmasının kabul edildiğini bildirdi.
Yıldırım, Lahey'de basın mensuplarına yaptığı açıklamada, uluslararası cep telefonları üreticileri birliğinin, geçen ay Meksika'da yaptığı toplantıda, ç, ş, ü ve ı gibi Türkçe karakterlerin cep telefonlarında tanınmasını benimsediğini belirtti.
Bakanın verdiği bilgiye göre, bundan böyle üretilen bütün cep telefonlarında Türkçe harfler yer alacak. Cep telefonlarında halen Türkçede kullanılan harflerin tamamı olmadığı için, Türkçe geçilen mesajlarda daha fazla ücret alındığını anımsatan Yıldırım, kabul edilen bu kararla Türkçe olarak mesaj geçmek isteyen herkesin önemli oranda tasarruf sağlayacağını anlattı.
İlk cep telefonu hayatımıza girdiğinden bu yana bunun yapılması gerektiğini belirten Yıldırım, "Biz bu dönemde bir başardık. Bunu hala birçok ülke başarmış değil. Örneğin İspanyollar da uğraşıyor, Araplar da. Ama henüz başaramadılar" dedi.

 BURS SAHTECİLİĞİNE KARIŞAN 13 KİŞİDEN 4'Ü TUTUKLANDI
İstanbul'da, eğitim bursu sahteciliğine yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 13 kişiden 4'ü tutuklandı.
   13.03.2008 - 23:27:00 
 SÜPER LOTO'DA 6 BİLEN ÇIKMADI
Milli Piyango İdaresince düzenlenen Süper Loto 6/54'ün bu haftaki çekilişinde, 6 bilen çıkmayınca 470 bin 75 YTL 59 YKr haftaya devredildi.
   13.03.2008 - 23:01:00

Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - Erdoğan'ın Alman Gazetesine mülakatı BAŞÖRTÜSÜ EĞİTİM HAKKI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMELİ


Erdoğan'ın Alman Gazetesine mülakatı
"BAŞÖRTÜSÜ EĞİTİM HAKKI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMELİ''

Politika 
 MHP'NİN ESKİ MİLLETVEKİLİ MEHMET GÜL VEFAT ETTİ
ResimİSTANBUL - MHP eski İstanbul Milletvekili Mehmet Gül Ukrayna'da vefat etti.
İş için Ukrayna'da bulunduğu belirtilen Mehmet Gül, dün hayatını kaybetti.
Mehmet Gül'e, Kasım 2007'de Memorial Hastanesi'nde karaciğer nakli yapılmıştı.
Yozgat'ta, 1950 yılında doğan Mehmet Gül, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Gül, 21. Dönem milletvekili olarak TBMM'ye girmişti.
Mehmet Gül, evli ve 3 çocuk babasıydı.
 Erdoğan'ın Alman Gazetesine mülakatı
"BAŞÖRTÜSÜ EĞİTİM HAKKI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMELİ''

ResimBERLİN - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üniversitelerde başörtü yasağının kaldırılmasını eğitim hakkı ve özgürlüğü, ayrıca din ve vicdan özgürlüğü açısından değerlendirdiklerini söyledi.
Başbakan Erdoğan, Almanya'da yayımlanan Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülakatta, ''üniversitelerde başörtü yasağının kaldırılmasını eleştirenlerin, bunun İslamlaşma yolunda bir ilk adımı teşkil ettiğini söylediklerinin'' belirtilmesi üzerine şunları söyledi:
''Bu, yanlış. Başörtüsü İslamiyet'i yaşamanın tek yolu değildir. Biz başörtüsünü eğitim hakkı ve özgürlüğü, ayrıca din ve vicdan özgürlüğü açısından değerlendiriyoruz. Gelişmiş demokrasilerde nereye bakarsanız bakın, üniversitelere istenildiği gibi gidiliyor. Bizim ülkemizde de bu daha önceleri mümkündü. Her zaman, Batı, Batı, Batı diyoruz. Batı bunu niye yapıyor, biz bunu burada yaptığımız zaman niye sorun oluyor? Ben hem kapanana, hem de kapanmayana saygı duyuyorum. Hepsi bu ülkenin evlatları. Laik bir ülke tüm inanç gruplarına karşı aynı mesafede durmalı. Birine yakın, diğerine uzak durmak olmaz. Eğer ülkemizde ayrımcılık varsa, bunun sorumluları, kapananlara üniversite kapılarını kapatanlardır. Parlamentoda 550 milletvekilinden 411'i başörtü yasağının kaldırılması için oy kullandı, 19 kişi buna karşı. Bir parlamenter demokraside 411 milletvekiliyle çoğunluk, muhalefetin bir kısmının söylediği gibi kaosla bir tutulabilir mi? Daha büyük bir anlaşma olabilir mi?''

 "YENİ ANAYASA DEVLETİN SOSYAL NİTELİĞİNİ KALDIRIR"

ResimANKARA - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, yeni anayasa taslağı ile ilgili olarak, ''Yeni anayasanın devletin sosyal niteliğini ortadan kaldırmaya amaçlayacağı kaygısını taşıyorum. Sadece sosyal niteliğini değil, Anayasamızın 2. maddesinde öngörülen diğer niteliklerini de ortadan kaldırmayı amaçladığı anlaşılıyor'' dedi.
Baykal, CHP Mamak İlçe Başkanı Veli Gündüz Şahin tarafından, yaptırılan sağlık ocağının açılış töreninde yaptığı konuşmada, yeni anayasa taslağında devletin nüfus planlamasıyla ilgili görevlerine yönelik bir düzenleme bulunmadığına ilişkin bir haberin anımsatılması üzerine, taslak konusunda net bilgiye sahip olmadığını söyledi.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın ''sosyal devlet'' anlayışı esas alınarak düzenlendiğini belirten Baykal, şöyle söyledi:
''Sosyal devletin aşamaları arasında devlete aile planlaması dahil çeşitli sorumluluklar, görevler düşmektedir. Ama öyle anlaşılıyor ki, bu yeni anayasa devletin sosyal niteliğini büyük ölçüde tahrip edecektir, ortadan kaldıracaktır. Sadece sosyal niteliğini değil, Anayasamızın 2. maddesinde öngörülen diğer niteliklerini de ortadan kaldırmayı amaçladığı anlaşılıyor. Bu, ne ölçüde gerçekleşecek bunu görmek istiyoruz. Çocuğuyla, ailesiyle, kadınıyla, çalışanların haklarının güvence altına alınması, eğitim ve sağlık konusunda devletin üstlenmesi gereken sorumluluklar, hepsi bir bütün. Bunları görmeden bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Ama yeni anayasanın devletin sosyal niteliğini ortadan kaldırmaya amaçlayacağı kaygısını ben de taşıyorum.''

Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - TÜRKİYE'NİN KUZEY IRAK OPERASYONUNA DESTEK

Posted in


Dünya 
 TÜRKİYE'NİN KUZEY IRAK OPERASYONUNA DESTEK

ResimDAKAR - İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni eleştirdi ve ''Dünya birçok sorunla karşı karşıyayken, Güvenlik Konseyi bu sorunların çözümü için çaba harcamıyor'' dedi.
Ahmedinejad, Türkiye'nin kuzey Irak'a düzenlediği askeri operasyonla ilgili olarak da, ''Türkiye'nin operasyonu Irak'ın toprak bütünlüğüne karşı değil. Türkiye, Irak ve Suriye, teröristlere karşı savunma yapıyor'' diye konuştu.
Senegal'in başkenti Dakar'da düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı 11. İslam Zirvesi'ne katılan Ahmedinejad, basın toplantısıyla türlü konulardaki görüşlerini açıkladı.
Ahmedinejad, günümüzde, yoksulluk, terörizm ve savaşlar gibi sorunların dünyada bulunduğunu belirterek, ''Meydana gelen savaşlarda binlerce insan ölüyor, yaralanıyor, çocuklar evsiz ve yetim kalıyor. Bunların önlenmesi için BM Güvenlik Konseyi hiçbir şey yapmıyor, yalnızca izliyor. 20. yüzyılda yüzbinlerce insan yaşamlarını yitirdi. Batılı ülkeler, savaşlardan sonra insanlığı yok etmek için sistemler kurdu. Filistin'de insanlar ölürken ve yok olurlarken BM, kuruluşundan 60 yıl sonra hala bir çözüm bulamadı'' dedi.
Ahmedinejad, Türkiye'nin kuzey Irak'a düzenlediği askeri operasyonla ilgili bir soru üzerine de ''Türkiye'nin operasyonu Irak'ın toprak bütünlüğüne karşı değil. Türkiye, Irak ve Suriye, teröristlere karşı savunma yapıyor. Teröristler, suçsuz insanlara saldırarak öldürdüler. Bu konuda bizim iki önceliğimiz var. Bir sınırların ihlal edilmemesi, ikinci de sivil insanların ölmemesi'' diye konuştu.

 TÜRKİYE'YE REFORMLARI HIZLANDIRMA ÇAĞRISI

ResimSTRASBOURG - Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Hollandalı parlamenter Ria Oomen-Ruijten, Türkiye'ye ''reformları hızlandırması ve kararlılıkla uygulaması'' çağrısında bulundu.
Hollandalı parlamenterin kamuoyuna dün duyurulan taslak raporunda, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti, 2008 yılının reform yılı olacağı hususunda taahhütlerde bulundu. Parlamentodaki güçlü oy çoğunluğunu kullanarak, bu taahhütlerin yerine getirilmesi ve reformların hızlandırılması zamanı geldi'' ifadeleri kullanıldı.
Türkiye'de yeni anayasa hazırlıklarıyla ilgili çalışmalara yer verilen raporda, sivil toplumun geniş biçimde bu sürece dahil edilmesi tavsiye edildi. Raporda, ''yeni anayasanın insan hakları, temel özgürlükler, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin korunmasını garanti altına alması gerektiği'' belirtildi ve ''sosyal uyum ile din ve devlet işlerinin birbirinde ayrılması'' gibi konuların önemine değinildi.
Yargı sisteminin etkili hale getirilmesi için yapılan çalışmalara da atıfta bulunulan raporda, yargı reformunun öncelikle temel hak ve özgürlükler ve insan hakları alanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) standartları ile aynı çizgiye getirilmesi gereğine işaret edildi.
Rapor ve buna bağlı tavsiye karar tasarısı, Nisan ayında Dışişleri Komisyonunda, Mayıs ayında ise Avrupa Parlamentosu genel kurulunda tartışılarak oylanacak.

 AHMEDİNEJAD'DAN, TÜRKİYE'NİN KUZEY IRAK OPERASYONUNA DESTEK
Senegal'in başkenti Dakar'da düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı 11. İslam Zirvesi'ne katılan İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, basın toplantısıyla türlü konulardaki görüşlerini açıkladı. Ahmedinejad, Türkiye'nin kuzey Irak'a düzenlediği askeri operasyonla ilgili bir soru üzerine, ''Türkiye'nin operasyonu Irak'ın toprak bütünlüğüne karşı değil. Türkiye, Irak ve Suriye, teröristlere karşı savunma yapıyor. Teröristler, suçsuz isanlara saldırarak öldürdüler. Bu konuda bizim iki önceliğimiz var. Bir sınırların ihlal edilmemesi, ikinci de sivil insanların ölmemesi'' dedi.
   13.03.2008 - 23:42:00 
 EL KAİDE, AVUSTURYA'YI REHİNELERLE TEHDİT ETTİ
El Kaide'nin Kuzey Afrika kanadı, geçen ay Tunus'ta kaçırdığı 2 Avusturyalı turist karşılığında cezaevlerindeki militanların bırakılmasını istedi ve bu isteklerinin yerine getirilmesi için Avusturya hükümetine 3 gün süre tanıdı.
   13.03.2008 - 23:39:00


Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - TÜRKİYE-MAKEDONYA KEK TOPLANTISI

Posted in


TÜRKİYE-MAKEDONYA KEK TOPLANTISI

Türkiye ve Makedonya arasında ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için mutabakat

 zaptı imzalandı. İki ülke arasındaki mutabakat zaptını, Türkiye adına Devlet Bakanı Nimet

 Çubukçu ve Makedonya adına Devlet Bakanı Adnan Kahil imzaladı.


   13.03.2008 - 20:19:00

Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - Para Politikaları" Konferans KUR RİSKİ, TEK YÖNLÜ DEĞİL

Posted in

"Para Politikaları" Konferansı...
 "KUR RİSKİ, TEK YÖNLÜ DEĞİL"
Ekonomi 
 "Para Politikaları" Konferansı...
 "KUR RİSKİ, TEK YÖNLÜ DEĞİL"

ResimKAYSERİ - Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Durmuş Yılmaz, kur riskinin değişkenlik gösterebileceği uyarısında bulunarak, ''Kur riski, sadece tek yönlü değil. Aşağı da gidebilir, yukarı da gidebilir'' dedi.
Yılmaz, Kayseri'de ''Para Politikaları'' konulu konferansta yaptığı konuşmada, ihracatın yüzde 60'tan fazlasının Avrupa Birliği (AB) piyasasına yapıldığı göz önüne alındığında, AB ile ABD piyasası arasındaki ilişkinin güçlü olduğunu anımsatarak, ABD'deki bir ekonomik yavaşlamanın AB ülkelerini, oradan da Türkiye'yi etkileyeceğini kaydetti.
Kur riskinin değişkenliğine de değinen Yılmaz, ''Kur riski, sadece tek yönlü değil. Aşağı da gidebilir, yukarı da gidebilir. Dışarıdan borçlanan iş adamlarımızın bu gerçeği hiçbir zaman unutmamaları gerekir. Bu çerçeveden baktığımızda geliri yabancı para cinsinden olan firmaların kur riskine karşı doğal bir korumaya karşı oldukları düşünülebilir. Geliri YTL olan firmaların ise kur riskini çok iyi yönetmeleri gerekmektedir'' diye konuştu.
Durmuş Yılmaz, Türkiye'nin kalkınması, milli gelirin artması için krediye erişim olanaklarının herkese eşit olması, kredi kullanımının artması gerektiğini vurguladı.
Merkez Bankasının, son günlerdeki dalgalanmada faiz oranlarını düşürmediği yönünde eleştirildiğini anımsatan Yılmaz, ''Şu andaki koşulları dikkate aldığımızda fiyat istikrarı, ekonomik büyüme ve finansal istikrar, birbirlerinden farklı hedefler değillerdir. Fiyat istikrarı, ekonomik büyüme, finansal istikrar, birbirlerinin alternatifi değil, tamamlayıcılarıdır''dedi.

 DÜNYA BANKASI'NDAN TCDD'YE 4.3 MİLYON AVRO DESTEK

ResimANKARA - Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD), Dünya Bankası'ndan sağladığı 4.3 milyon Avro finansmanı Boğazköprü-Yenice ve Mersin-Toprakkale hattında sinyalizasyon sisteminin kurulması ve istasyon yollarının uzatılması işinde kullanacak.
''Demiryolları Yeniden Yapılandırma Projesi'' kapsamında sağlanan krediyle Boğazköprü-Yenice ve Mersin-Toprakkale hattında sinyalizasyon sistemi kurulması ve yolların uzatılması işinin yapımına ilişkin danışmanlık ihalesi gerçekleştirildi. İhaleyi kazanan Getinsa (İspanya)-Systra (Fransa)-Yüksel Proje (Türkiye) ortak girişimi ile 4 milyon 341 bin 550 Avroluk kontrolörlük sözleşmesi, TCDD Genel Müdürlüğünde imzalandı.



Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/14/2008 - Cumhurbaşkanı Gül Senegal'de TERÖRİZM TEHDİDİ SÜRÜYOR

Posted in
Cumhurbaşkanı Gül Senegal'de
"TERÖRİZM TEHDİDİ SÜRÜYOR"

Haberler 
Resim
 ŞIRNAK'TA 10 TERÖRİST ETKİSİZ 

ResimANKARA - Genelkurmay Başkanlığı, Şırnak ili Bestler-Dereler bölgesinde dört gün önce PKK/Kongra-Gel terör örgütüne karşı başlatılan operasyonda, 12 Mart 2008 tarihinde teröristlerle sıcak temas sağlandığını ve aralıklarla devam eden çatışmalar sonucunda, dün itibariyle birisi kadın olmak üzere 10 teröristin silahları ile birlikte etkisiz hale getirildiğini bildirdi.
Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgi notunda, "Teröristlerle birlikte önemli miktarda tuzaklanmış el bombası, patlayıcı madde, yiyecek, giyecek ve çeşitli yaşam malzemeleri ele geçirilmiştir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğini sağlamak maksadıyla; bölücü terör örgütüne yönelik operasyonlara, her türlü iklim ve arazi şartlarında kararlılıkla devam edilmektedir'' denildi.

 Cumhurbaşkanı Gül Senegal'de
"TERÖRİZM TEHDİDİ SÜRÜYOR"

ResimDAKAR - Eda Ünlü bildiriyor - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, şiddet ve terörizm, ülkeleri tehdit etmeye devam ettiğini belirterek, ''Bu iki bela, bir yandan halklarımızı hedef alırken, kimi zaman da İslamiyetin adını lekelemeye tevessül etmektedir'' dedi.
Gül, ''Müslümanlar, bazı ülkelerde İslamofobya denen kampanyanın, yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın hedefi olmaktadırlar'' diye konuştu.
İslam Konferansı Teşkilatının (İKT) Dakar'da yapılan 11. Zirvesi'nin, başkanlık yaptığı öğleden sonraki oturumunda Türkiye adına da bir konuşma yapan Gül, Filistin trajedisinin sürdüğünü ifade ederek, bu noktada Filistin halkının birliğinin teşvik edilmesinin önem taşıdığını da aktardı.
Cumhurbaşkanı Gül, Arap topraklarının ve Azerbaycan topraklarının işgali, Keşmir meselesi, Lübnan'daki siyasi krizin devamı ettiğini anımsatarak, Bağımsız Kosova Cumhuriyeti'nin dayanışmaya ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Gül, Afganistan ve Irak'ta yaşanan gelişmelere de değinerek, ulusal uzlaşı ve yeniden inşa süreçlerinin yavaş, sancılı ve riskli biçimde ilerlediğini vurguladı.
''KKTC halkına hala gayrı insani ambargolar ve baskılar uygulanmaktadır'' diye konuşan Cumhurbaşkanı Gül, özellikle Afrika halklarının yoksulluk ve salgın hastalıklarla mücadelesine uluslararası toplumun katkısının yetersiz kaldığına dikkati çekti.
Afrika'nın sorunlarının sahiplenilmesinin başta İslam ülkeleri için ''ahlaki bir görev'' olduğunu dile getiren Gül, bu meselelerin acil çözüm, kardeş halkların ise kuvvetli dayanışma beklediğine işaret etti. Cumhurbaşkanı Gül, ''Çözümsüzlük veya adil olmayan çözümlerin herkese, hepimize, bölge ve dünya barışına zarar verebileceği unutulmamalıdır'' dedi.

GÜL, AHMEDİNECAD, EL HAŞİMİ VE SİNYORA İLE GÖRÜŞTÜ
Bu arada,  Cumhurbaşkanı Gül, zirve toplantısının öğle arasında, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi ve Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora ile ayrı ayrı görüştü.
Gül'ün, Ahmedinecad ile yaptığı görüşmede, iki cumhurbaşkanının terörle mücadele konusunda hem fikir olduğunun teyit edildiği belirtildi.
Cumhurbaşkanı Gül'ün, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı El Haşimi ile görüşmesinde de TSK'nın sınır ötesi operasyonu gündeme geldi. El Haşimi, görüşmede, ''Türkiye'nin sınır ötesi operasyon konusunda haklılığını biliyoruz'' dedi.
Lübnan Başbakanı Sinyora ile görüşmede ise Lübnan'daki cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili son durum ele alındı. Gül, Sinyora'dan bu konudaki çabaların sürmesi ve sorunun bir an önce çözüme ulaştırılması yönünde çabaların devam etmesini istedi.

 Erdoğan'ın DTP ile görüşme şartı
 "DTP, PKK'YI TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN ETMELİ"
ResimANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, DTP'nin kendisiyle görüşme talebinde bulunduğunu belirterek, ''Bölücü terör örgütü PKK'yı, Parlamento çatısı altında bulunan DTP, terör örgütü olarak ilan etmedikçe, ben kendileriyle Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak görüşemem'' dedi.
Resmi bir ziyaret için Ankara'da bulunan Saint Vincent ve Grenadinler Başbakanı Ralph Gonsalves ile Başbakan Erdoğan, görüşmelerin ardından düzenledikleri ortak bir basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladılar.
Bir gazetecinin, ''Demokratik Toplum Partisi, randevu talebinde bulundu mu?'' şeklindeki sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, şu karşılığı verdi:
''Benden randevu talebinde bulundular. Ve ben, randevu talebine, grup başkanvekilim ve başbakan yardımcımı görevlendirdim. Sayın Türk ve Tuğluk birlikte gelmek suretiyle arkadaşlarımla görüşmelerini yaptılar. Benim biliyorsunuz baştan beri bir hassasiyetim var. O hassasiyetim de şu; bölücü terör örgütü PKK'yı, Parlamento çatısı altında bulunan DTP, terör örgütü olarak ilan etmedikçe, ben kendileriyle Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak görüşemem. Bunu kendilerine söyledim.
AB üyesi ülkeler, hepsi, bu konuda terör örgütü olarak ilan ediyor. ABD, terör örgütü olarak ilan ediyor. Bütün dünyadaki BM kayıtlarına bu şekilde giriyor. Ama hala Parlamento çatısı altında bulunan bir partinin terör örgütü olarak ilan etmeyişini ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak kabullenemem.''
Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan bazı ifadeler şöyle:
''Bunlar (DTP), etnik milliyetçilik yapıyorlar. Biz Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan her ferdi göğsümüze, bağrımıza basıyoruz. Hiçbir ayrım yapamayız. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak paydasında bir, beraber, bütünüz''
Erdoğan, DTP'nin GAP projesi ile ilgili eleştirilerini yanıtlarken, ''bunun bir seçim yatırımı olduğu ifadesine gelince, bir defa bu siyasi parti, ne bölgenin ne de benim kürt kökenli vatandaşlarımın temsilcisi ve yahut da onlara ipotek koyan bir parti değildir ve böyle bir şey olamaz'' dedi
''Şu anda biz GAP'ı 5 yılda bitirme hedefliyoruz. Şimdi onların bu ifadelerinden dolayı bu işi yapmayalım mı, geri mi koyalım?''

"BAŞBAKANIN MESAJI BİR YERLERE Mİ?"

ResimANKARA - DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın DTP ile ilgili açıklamalarını değerlendirirken, ''Bugün partiyle ilgili açılmış bir kapatma davası var, dokunulmazlıklarla ilgili süren davalar var. Acaba Sayın Başbakanın mesajı bir yerlere mi?'' dedi.
Türk, Başbakan Erdoğan'ın, ''DTP, PKK'yı terör örgütü ilan etmeli'' açıklamasının ardından Parlamentoda basınla sohbet toplantısı düzenledi.
Erdoğan'ın açıklamalarını doğru bulmadıklarını ifade eden Türk, ''Bu açıklamaları, toplumu germekten başka hiçbir yararı olmayan açıklama olarak değerlendiriyoruz'' diye konuştu.
DTP Grup Başkanı Türk, bir gazetecinin, ''PKK konusunda bir açıklama yapacak mısınız?'' sorusuna, ''Bu tartışmalar, geçmişte kalan tartışmalar. Önümüzde duran hedeflerimiz var'' yanıtını verdi.

 TERÖRİST KAYA'NIN YAKALANDIĞI DOĞRULANDI

ResimANKARA - İçişleri Bakanlığı yetkilileri, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın ''sevgilisi'' olarak bilinen ''Rozerin'' kod adlı terör örgütü mensubu Ayfer Kaya'nın Almanya'da yakalandığını doğruladı.
İçişleri Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, Almanya'nın Bavyera eyaletinde yakalanan ve Traunsten Savcılığınca sorgulanmasının ardından tutuklanan Ayfer Kaya'nın İnterpol kanalıyla da kimliğinin net olarak saptandığı ve tereddüte yer olmadığı vurgulandı. Almanya'da tutuklanan Kaya'nın fotoğraf ve parmakizi karşılaştırmasını yapan İnterpol, söz konusu kişinin Öcalan'ın Yunanistan'a kaçtığı dönemde tercümanlığını yapan Ayfer Kaya olduğunu kesin olarak belirledi.
İnterpolün tespitlerinin ardından Kaya'nın iadesiyle ilgili işlemler başlatıldı. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi'nin yakalama kararı doğrultusunda arandığı bildirilen Kaya'nın dosyası Emniyet Genel Müdürlüğü'nce, Adalet Bakanlığı'na gönderilecek.
Terör örgütü mensubu Ayfer Kaya, 2 Mart 2008 tarihinde öğle saatlerinde Avusturya'dan Almanya'ya yasa dışı yollardan girerken yakalanmıştı. Kaya, sorgulanmasının ardından tutuklanarak Münih'te bulunan Neudeck Cezaevi kadınlar koğuşuna konulmuştu.

 Emek Platformu'ndan ortak açıklama
  ÇALIŞANLARDAN REFORM TASARISINA İLK TEPKİ

ResimANKARA - Emek Platformu tarafından yapılan ortak açıklamada, ''Sosyal güvenlik hakları açısından yarınları tamamıyla güvencesiz bırakan ve amaçlanan norm ve standart birliğini çalışanların aleyhine daha da bozan bu düzenlemeyi kabul etmemiz mümkün değildir'' denildi.
Emek Platformu'nun aldığı eylem kararları doğrultusunda, platform bileşenlerinin genel başkanları ve yöneticileri tarafından Türk-İş Genel Merkezi'nde ortak bir açıklama yapıldı.
Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, tarafından okunan ortak açıklamada, TBMM Genel Kurulunda görüşülecek olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası'nda değişiklik öngören tasarının, ''çalışanlar, emekliler, hak sahibi durumundaki aile fertleri ile dul ve yetimler için sosyal sigortalar ve sağlık alanında ağır hak kayıplarına neden olacağı'' belirtildi.
Açıklamada, emeklilik ve sağlık alanında köklü değişiklikler yapan ve kazanılmış hakları geriye götürdüğü ifade edilen tasarının, sosyal devlet ilkesine de aykırı olduğu öne sürülerek, ''Tasarı ile yapılan düzenlemeler, ülkede yaşayan herkesi olumsuz etkileyecek, sosyal sigorta ve sağlık haklarına erişimlerini güçleştirecek ve giderek daha da olanaksız kılacaktır'' denildi.
Ankara Şubeler Platformu'nun çağrısıyla Sakarya Caddesinde toplanan işçi ve memurlar da tasarıyı protesto etti.
Platform Dönem Sözcüsü ve Petrol-İş Ankara Şube Başkanı Mustafa Özgen, burada yaptığı konuşmada, Türk-İş'in, Hükümet'le anlaştığı yönünde bazı açıklamalar yapıldığını ifade ederek, böyle bir şeyin söz konusu olmadığını söyledi. Emek Platformu'nun kararı doğrultusunda bugün 2 saat ''iş bırakacaklarını'' anımsatan Özgen, '' Bu eylem genel grev için provadır. Bunu herkes böyle bilsin'' dedi.

İŞ BIRAKMA EYLEMİ BUGÜN

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası'na karşı Emek Platformu'nun aldığı karar doğrultusunda bugün 2 saat süreyle uygulanacak ''Uyarı Amaçlı Çalışmama Hakkı'' eyleminin ulaşım, temizlik işleri, eğitim, sağlık alanlarında etkili olması bekleniyor.
Eylem Türkiye çapında 10.00-12.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek.



Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/13/2008 - Eğer, vatan denilen şey, kupkuru dağlardan taşlardan, ekilmemiş sahalardan

Posted in

" Eğer, vatan denilen şey, kupkuru dağlardan taşlardan, ekilmemiş sahalardan,

çıplak ovalardan şehirler ve köylerden ibâret olsaydı, onun zindandan hiç bir

farkı kalmazdı."

 Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk

zindandan farkı olmaz


Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/10/2008 - Kerkük Divanı

Posted in

aşikar


keloğlan
velespid


İşim gücüm budur benim, Gökyüzünü boyarım her sabah, Hepiniz uykudayken.

Uyanır bakarsınız ki mavi.

 Deniz yırtılır kimi zaman, Bilmezsiniz kim diker; Ben dikerim.

 Dalga geçerim kimi zaman da, O da benim vazifem; Bir baş düşünürüm

başımda, Bir mide düşünürüm midemde, Bir ayak düşünürüm ayağımda, Ne halt

 edeceğimi bilemem.

(Dalgacı Mahmut, Orhan Veli)


don quijote

ölümsüz gençliğin şövalyesi,
ellisinde uydu yüreğinde çarpan aklına,
bir temmuz sabahı fethine çıktı
güzelin, doğrunun ve haklının :
önünde mağrur, aptal devleriyle dünya,
altında mahzun, fakat kahraman rosinant'ı.
bilirim,
hele bir düşmeyegör hasretin hâlisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, don kişot'um benim, yolu yok,
yeldeğirmenleriyle dövüşülecek.

haklısın, elbette senin dülsinya'ndır en güzel kadını yeryüzünün,
sen, elbette bezirgânların suratına haykıracaksın bunu,
alaşağı edecekler seni
bir temiz pataklayacaklar.
fakat sen, yenilmez şövalyesi susuzluğumuzun,
sen, bir alev gibi yanmakta devam edeceksin
ağır, demir kabuğunun içinde
ve dülsinya bir kat daha güzelleşecek...


Erkan Ogur - röportaj


Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu - Bergüzar Söyleşi


TRT-Bergüzar-Urfa Divanı

Kerkük - Kerkük Divanı
Abdurrahman Kızılay & Mehmet Özbek'in, "Mum Kimin Yanan Kerkük" albümünden, Kerkük Divanı

http://www.alaturkasolist.com/

http://www.alaturkasolist.com/
http://www.bukalemunprogrami.net/


" Mukaddes  ve lâhuti olan inançlarımızı ve vicdanlarımızı çapraşık ve değişken

olan ve her türlü menfaat ve ihtirasların tecellisine sahne olan siyasetten ve

siyasetle ilgili bütün husulardan bir an evvel kati olarak kurtarmak,

milletin,dünya ve âhiret saadetinin emrettiği bir zaruretdir."

Gâzi Mustafa Kemâl AtaTürk

Amy Lee Takes No Crap!
http://www.youtube.com/watch?v=G2aiqYTS5oU

http://www.youtube.com/watch?v=G2aiqYTS5oU
Amy Lee Takes No Crap!



Evanescence - "Good Enough"
Evanescence "Good Enough" music video from The Open Door, available now!
Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

3/10/2008 - Zeka küpü besinler!

Posted in
Zeka küpü besinler!

Hangi besin beyne nasıl faydalı? İşte beynin çalışmasını artıran besinler. Zeka küpü bunlar.

Beslenme uzmanları, bilimsel araştırmaları inceleyip zeka gelişimine en çok katkı sağlayan gıdaları belirledi. İşte beynin çalışmasını artıran besinler...

Çilek: İçeriğindeki fisetin maddesi hafıza kaybının etkilerini azaltıp, bunamayı geciktiriyor.

Bitter çikolata: Magnezyum ve antioksidan içeriğiyle beyne oksijen taşıyarak daha aktif çalışmasını sağlıyor.

Tahıl: Önemli bir B vitamini kaynağı olan tahıllar, kan şekerini dengeliyor.

Patates: Kan şekerini dengeli olarak yükseltiyor bu sayede zeka daha verimli çalışıyor

Yoğurt: İçinde bulunan tirozin isimli madde hafızayı güçlendirip, beyni uyarıyor.

Üzüm suyu: Dopamin salgılanmasını arttırarak problem çözme yeteneğini geliştiriyor.

Fasulye: Lif ve protein bir arada özellikle çocuklarda zekayı açıyor.
Kırmızı ve turuncu renkli sebzeler: Özellikle domates, havuç ve kırmızı biberde bulunan antioksidan beynin daha uzun süre sağlıklı kalmasını sağlıyor.

Somon: Omega-3 yağları hem beyni koruyor hem hafızayı güçlendiriyor.

Hergün düzenli olarak kahvaltı yapan kişilerin diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli oldukları biliniyor. Yoğun bir güne başlarken; peynir, süt, yumurta gibi protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı, şekerli çay ve simitten oluşan bir kahvaltıya kıyasla daha iyi sonuç almayı sağlıyor.

"Odaklanma" için ceviz, fındık, fıstık gibi sinirleri kuvvetlendiren yiyeceklerin yenmesini öneriliyor.

Uzmanlar yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneriyor. Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen diyetisyenler "Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelidir. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir" önerisinde bulunuyor.

Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlar.

Yağsız kırmızı et: Tam bir demir deposu, özellikle sağlıklı alyuvarlar için vazgeçilmez... Beyin gelişimi için büyük yarar sağlıyor.

receb tayyib uşşak da

Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

2/27/2008 - değerli TÜRK LİRASI DÜNYA PARASI

Posted in

200 TL geliyor, yeni parada Yunus Emre de olacak

Paradan altı sıfır atarak üç yıl önce piyasaya sürülen YTL yıl sonunda tedavülden kalkıyor. 1 Ocak 2009'dan itibaren kâğıt parada 'Y' ibaresi olmayacak ve piyasada yeniden Türk Lirası dönemi başlayacak.

Banknotlarda boyut, renk, tasarım ve güvenlik özellikleri açısından da değişikliğe gidilecek. Çok fazla rağbet görmeyen kâğıt 1 Yeni Türk Lirası piyasadan çekilirken, 200 TL'lik yeni banknotlar çıkarılacak. Kâğıt paralardaki resimlerde de değişim yaşanırken Türk tarihinde önemli yer edinmiş şair, matematikçi, düşünür, müzik ve sanat tarihi ile ilgili önemli şahsiyetler yeni paraların üzerinde hayat bulacak. Bu isimlerden birinin Türk dil ve edebiyatının en büyük şairlerinden Yunus Emre olacağı ifade ediliyor. Gündeme gelen bir diğer ismin ise Erzurum'un düşman işgalinden kurtarılmasında önemli başarılar elde eden Nene Hatun olduğu öğrenildi.

Kaynaklar, özellikle Türk tarihinde önemli yer edinmiş isimlerin resimlerinin yılbaşından itibaren dolaşıma girecek TL'de yer alacağını belirterek, "Farklı alanlarda tarihe mal olmuş isimleri Türk Lirası'nda göreceğiz. Ama bu kişiler sadece 14 ve 15. yüzyıllarda yaşamış isimlerden oluşmayacak. Bu kişilerin seçimi yakın tarihe mal olmuş isimlerden de olacak." dedi. Öte yandan henüz hangi isimlerin olacağına ilişkin net bir karar vermediklerini aktaran kaynaklar, yeni tasarım ve arka yüz portre resimlerinin tanıtım toplantısına kadar açıklanmayacağını vurguladı. Konuya ilişkin son kararı banka yönetimi sonbaharda verecek. Türk Lirası banknotlarda, sahteciliğe karşı dünyadaki teknolojik gelişmelere uygun olarak yeni geliştirilmiş güvenlik önlemlerine de yer verilecek. Kağıt, mürekkep, yazılım gibi farklı unsurlara işlenecek yeni güvenlik önlemlerinin bir kısmı "zamanı gelince" kamuoyuyla paylaşılacak. Avrupa Birliği'nin Euro'ya benzediği için şikâyet ettiği madeni para da değişime uğrayacak. Kalpazanların gözdesi 1 YTL'lerin alaşımı ve ebatları yenilenecek.

Cumhuriyet'in dokuzuncu serisi

Kâğıt para, tahvil ve bono, hisse senetleri gibi değerlerin ilk kez piyasaya sürülmesine emisyon adı veriliyor. Cumhuriyet tarihinin ilk emisyonu 'Birinci Emisyon (E1) Grubu' adıyla 5 Aralık 1927 günü gerçekleştirildi. O dönemde merkez bankası henüz kurulmadığı için bu paralar bir İngiliz şirketi tarafından hazırlandı ve basıldı. Yaklaşık 10 yıl boyunca tedavülde kalan bu paralar, ikinci dönemde Latin harfleriyle hazırlanan paralarla değiştirildi. 'İkinci Emisyon (E2) Grubu, 1937-44 yılları arasında piyasaya sürüldü. Bu paraların en büyük özelliği üzerinde hem Atatürk hem de İsmet İnönü'nün portrelerinin yer almasıydı. 'Üçüncü Emisyon (E3) Grubu' 1942-47 yılları arasında yedi tertip halinde, İngiltere, Almanya ve ABD'de de bastırıldı. 'Dördüncü Emisyon (E4) Grubu' içinde en az farklı değerde banknotun bulunduğu seri oldu. Amerika Birleşik Devletleri'nde basılan bu paraların tamamının üzerinde 'Milli Şef' İnönü'nün resmi bulunmaktadır. Beşinci grup ise Demokrat Parti döneminde piyasaya sürülür. Bu seride halk arasında çok iyi bilinen 'mor binlik'ler bulunmaktadır. Türk Lirası'nın Amerika ve İngiltere'de basılmasından rahatsız olan Adnan Menderes'in talimatıyla kurulan Banknot Matbaası'nda basılmıştır. Serinin altıncı bölümü ise 1966-83 yılları arasında dolaşıma çıkarılır. 1979 yılında piyasaya sürülmeye başlanan 'Yedinci Emisyon (E7) Grubu' ise halk arasında 'enflasyon dönemi banknotları' olarak bilinmektedir. 20 milyon liralık banknotların da yer aldığı bu serinin ardından 28 Ocak 2004 tarihinde paradan sıfır atılmasıyla oluşan YTL serisi piyasaya sürüldü. 2009'da piyasaya sürülecek olan 'E9 Emisyon Grubu' ise serinin en yeni halkası olacak.

Hoşgörü ve kahramanlığın sembol isimleri parada

Merkez Bankası'nın liranın üzerinde abideleştirmek istediği Yunus Emre ve Nene Hatun, Anadolu coğrafyasının tarihine damgasını vurdu. Anadolu'nun Moğol istilasına uğradığı bir dönemde İslam tasavvufu ve akidesinin ayakta kalmasını sağlayan isimlerden birisi olan Yunus Emre, söylemleri ile Türk-İslam birliğinin oluşumuna büyük katkı sağladı. Nene Hatun ise '93 Harbi' olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında küçük yaştaki oğlunu ve üç aylık kızını evde bırakarak, Erzurum savunmasına katılan genç bir gönüllüdür. Şehrin güvenliğini sağlayan Aziziye Tabyası'nın geri alınmasında büyük yararlılıklar göstermiş, çatışmaların sona ermesinden sonra da yaralıların tedavisi için uğraşmıştır. Vatan sevgisinin en güzide örneklerinden birisini sergileyen Nene Hatun, Türk tarihinin en önemli kahramanlarından birisi olarak gösterilmektedir.

Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

2/27/2008 - 1960’larda hem çoğulculuğun, hem piyasanın reddi

Posted in
Halil Berktay

Sol ve demokrasi (6) :


1960’larda hem çoğulculuğun, hem piyasanın reddi

Eski Yunan’dan beri, piyasa ekonomisi ile kamusal alanın gelişimi arasında güçlü bir bağ, tarih boyunca hep hissedildi. Belirli bir maddi-teknolojik “üretici güçler” eşiği üzerinde yer alan, bu anlamda “karşılaştırılabilir” sosyal formasyonlar arasında, siyasal iktidar ile ekonomik iktidarın özdeşleştiği; bütün sektörlerin devlet “tek el”inde toplandığı varyantlar, aynı zamanda daha kapalı toplumlar oldu. Buna karşılık siyaset ile ekonomi birbirinden ayrıştığı; ekonominin kendi içinde, piyasanın çeşitli tarafları rekabete girebildiği ölçüde, siyaset de çoğulculuğa açıldı.

Azgelişmişliğin ister sömürgelik, ister Osmanlı gibi yarı-sömürgelik varyantında, önce modern devlet ithal edilip, geri bir toplum ve ekonomiye yamanır. Ordusu ve bürokrasisiyle bu modern devlet çok geniş bir alanı kaplar, tek başına en büyük sektörü oluşturur. Kendi yan sanayilerini (feshanesini, baruthanesini, peksimethanesini) yaratır. Bir süre, “sosyal sınıfların devlet ve eğitim aracılığıyla teşekkülü” (class-formation through education and the state), “sosyal sınıfların ekonomi aracılığıyla teşekkülü”nün (class-formation through the economy) önüne çıkar. Dar bir meslek spektrumu içinde, memurlar ve devletten geçinen sair kesimler ağır basar. Kadınlar “gömleği kolalı, setresi uzun” (ve maaşı devlet güvencesindeki) “kâtip”leri beğenir. Siyaset ataerkil, bağımsız ve muhalif olmak ise çok zordur.

Buna karşılık piyasa ekonomisinin gelişmesi kurucu elitin önce egemenliğini, ardından vesayetini sarsmaya başlar. Şu yakında İhsan Dağı güzel anlattı bu dinamiği : “Piyasa ekonomisi, farklılıkları üretiyor, tahkim ediyor; farklı olmanın ekonomik altyapısını oluşturuyor. Devlet kapısı dışında bir kazancın mümkün olduğunu gösteren pazar ekonomisi ‘yurttaşları’ özgürleştiriyor, devletin denetiminden çıkarıyor.” Dağı devamla, “Türkiye, bu gelişmişlik düzeyi ile nasıl ‘parti devleti’ olarak tasarlanabilir ?” diye sordu : Bunlar artık mümkün değil. Devlet memurları ideolojisi olan Kemalizm, pazar ekonomisinin içine sığmıyor, sığamaz. Kemalizm dünyadan kopuk bir Türkiye’nin ideolojisi olabilir. “Bugünkü dünyanın ruhuna aykırıdır; piyasa ekonomisi, demokrasi ve çoğulculuk ortamında hayat bulamaz.” (Zaman, 4 Ocak 2008)

Piyasanın vahşi yıkıcılığını tamponlamak, tabii işin başka bir boyutu. Bu konuda, gene Polanyi’nin teorik perspektifleri çok önemli. Öte yandan, uzun vâdede demokrasisiz bir piyasa ekonomisi de olanaklı gözükmüyor (Çin de yaşayacak bunu), piyasasız demokrasi de. Ve bizde her ikisine düşmanlık, kolayca el ele gidebiliyor.

Örneğin Türkiye’de öyle bir tarihçilik (hâlâ) var ki, bütün düşünce ve siyaset akımlarını (İştirakçi Hilmi dahil) 1919’a kadar İttihatçılıkla 1919’dan itibaren ise Kemalizmle farklılık veya çatışması ölçüsünde “kötü” olarak algılıyor. Bu, öncelikle demokrasi ve biraz piyasa ekonomisi eksenli her türlü muhalefeti daha baştan dinlenmez kılıyor.

1960’ların “asr-ı saadete dönme” özlemleri de, tam bu bağlamda ve Kadro geleneğinin uzantısında anılmaya değer. İlk çok-partililik deneyiminin güdüklüğüyle eleştirilmesi başkaydı, toptan inkârı gene başka. Üstelik 1961 anayasası, “çoğunluk faşizmi” tehlikesine hukukî denge ve frenler getirmişti. Oysa Yön-Devrim çizgisinde piyasanın ve özel sektörün reddiyle parlamenter demokrasinin reddi giderek belirgin biçimde birleşti. (CHP kökenli) Doğan Avcıoğlu seçimleri bir aldatmaca sayıp, “cici demokrasi” veya “Filipin demokrasisi” diye aşağılamaya girişti. “Halk için, halka rağmen”ci Avcıoğlu ve bazı “eski tüfek”ler, 1946-50’de çok-partililiğe geçişi bizatihî “karşı-devrim” gibi gösterdiler. Türkiye’den çok geri Üçüncü Dünya darbeleri ve tek-parti rejimlerine, Nâsırcılığa, Baasçılığa özendiler (ulusalcılığın içindeki Saddamcı damar buradan geliyor). TİP’e düşmanlığın da ilk ve temel gerekçesi “parlamenter eblehlik”ti. Kusurları ne olursa olsun, kendi yolundan gitmesine, serinkanlı bir demokratik sol olarak gelişmesine izin verilmedi. Keskinlik yarışlarına sürüklendi. Çıldırtıldı, zıvanadan çıkarıldı. İfsâd edildi.


Sol ve demokrasi (7) : Bizim nesil


Bazen Doğan Avcıoğlu darbeciliğinin Sola marjinal olduğunu söyleyenler çıkıyor. Özellikle bazı tarihsel şefler, “proletarya önderliğinde millî demokratik devrim” ile Yön-Devrim çizgisini tamamen farklı gösteriyor. Bu bir savunma refleksi. Solun tarihine, kendi fraksiyonunun içinden bakmaya devam eden, 50-60 yaşlarında (veya daha bile ihtiyar, dolayısıyla akıllandı sanacağınız) tonla insan var ortada. Ergenekon’a rücu edenleri dahi, kendi durduğu yerin “en doğru”luğunu inatla tekrarlıyor.

Bu tür yanılsamalarla, ne Sol kendisiyle hesaplaşıp namuslu bir yenilenme yaşayabilir, ne de doğru tarih yazılabilir. Birincisinden zaten pek umudum yok, ama ikincisi hakkında iyimserliğimi koruyorum. Gerçek şu ki, ister (o günün ulusalcısı diyebileceğimiz) Doğan Avcıoğlu, ister Leninizm-Stalinizm-Maoculuk kanalından gelen (a) devletçiliği, (b) milliyetçiliği ve (c) anti-demokratikliği, (sadece MDD’ciler de değil) Solun geniş kesimleri paylaşıyordu. Çarpıcı istisnalar vardı tabii. Örneğin Birikim dergisi ve çevresi, daha evrensel bir demokratik solun düşünsel olanakları üzerinde duruyordu. Ama Solun genel kültüründe, sözünü ettiğim üç nokta ağır bastı.

Bu duygu ve düşünce yapısının yol açtığı trajedi, herkesin az çok malûmu. Mâlumu ama, pek de telaffuz edilmiyor, nedense. Onun için eşyanın adını tekrar tekrar koymalı. Birincisi, ister darbe, ister halk ihtilâli yoluyla gelecek bir “düzen değişikliği” (ve kurulacak bir “devrimci diktatörlük”) özlemi, hükümete karşı seçim kazanmak değil, “iktidarı” yıkmak, devirmek, alaşağı etmek üzerine kurulu bir siyasal kültürü besledi (ve aynı anlayış, aynı sözcük dağarcığı, askerî-bürokratik ulusalcılık tarafından AKP’ye de uygulandı, uygulanıyor).

İkincisi, adına demokrasi de dediğimiz normal politika, âdetâ tanım gereği hazımlı, geniş mezheplidir de, adına devrimcilik dediğimiz (benim revolutionism diye ifade etmeye çalıştığım) anormal politika, muazzam bir katılık ve sekterlik potansiyeli taşır. “Tek yol devrim” anlayışı, “devrimin tek yolu” anlayışıyla iç içedir. “Tek doğru” dışında her şey derece derece sapmadır, oportünizmdir, revizyonizmdir, burjuvalıktır, ihanettir, dönekliktir. Bunun bir türevi, kendi çizginize en yakın (ya da sizden en son ayrılmış) olanları “en tehlikeli düşman” görmenizdir. Bir diğeri, kendini daima suret-i haktan sayan, korkunç bir epistemolojik özgüvendir. Pratikte bunlar (a) sınırsız parçalanma ve fraksiyonlaşma, (b) eylemden önce söylemde fütursuzluk, küstahlık ve saldırganlık biçiminde tezahür eder.

Etti nitekim. Lütfen bana “Sol provokatörler yüzünden bölündü” demeyin. Türk-Yunan dostluğuna ilişkin rakı sohbetlerinde birileri çıkar, “ah bizi kötü politikacılar böldü” veya “bizi emperyalistler böldü” der. Tıpkı, rahmetli babaannem Ülfet Hanım gibi. Kimse, halka ve popüler milliyetçiliğe toz kondurmaz. Bu “provokatörler” muhabbeti de aynı fasiledendir. Oysa kabahat, provokasyona uygun atmosfer ve haleti ruhiyenin kendisindedir.

Nitekim üçüncüsü, hem aşırı sağın saldırılarının, hem İttihatçılığı, Kominterni ve Avcıoğlu’nu bileştiren bir teorik kılavuzluğun etkisiyle, 1960’ların gençlik hareketi de hastalıklı bir süper-solculuk rekabeti içine girdi. Kimse frene basamadı; “tamam kardeşim, ben sağ sapmacıyım, reformcuyum, var mı ?” diyemedi. Kâh darbe, kâh silâhlı mücadele peşinde, nasıl demokrat olunur ? Burada bir paradoks var. Solun savunduğu taleplerin, taşıyıcılığını yaptığı bazı mücadelelerin, toplumu ve siyaset sahnesini demokratikleştirmeye önemli katkısı oldu. Spesifik baskı ve zulümler, haksızlıklar geriledi. Egemen ideolojiler çıplaklaştı, kutsallığını yitirdi. Öte yandan, kalıcı kültür mirası ne olabilirdi, ne oldu ? Son tahlilde Sol, uzun süre sadece kendisi için istedi, demokrasiyi ve insan haklarını. Hem (o zamanın 301’i) 141-142’ye karşı mücadele etti, hem de “legalitenin istismarı”ndan söz etti. Zaten liberalizmi tanımamış bu topluma, ciddî ve kapsamlı bir demokrasi terbiyesi veremedi.

Ve bakın, o fütursuzluk, küstahlık, saldırganlık var ya… Bugün ulusalcılıkta devam ediyor.


Tara-21 Şubat 2008
Taraf-23 Şubat 2008

Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

2/27/2008 - Obama’nın Afrikalı giysisi polemiği

Posted in
Obama’nın Afrikalı giysisi polemiği

26.02.2008 19:05:00
Seçim kampanyası yetkilileri resmin, Clinton’ın personeli tarafından internete verildiğini öne sürdü.

ABD’de başkanlık seçimlerinin güçlü adaylarından Barack Obama’nın internette dolaşan resmi, yeni bir tartışma başlattı. Drudge Report’un internet sitesine dün gönderilen resimde Obama, 2006’da Kenya’ya yaptığı ziyaret sırasında geleneksel Afrika kıyafeti beyaz sarık ve elbiseyle görülüyor.

Obama’nın seçim kampanyası yetkilileri, bu resmin diğer Demokrat aday Hillary Clinton’ın personeli tarafından karalama kampanyası amacıyla internete verildiğini öne sürdü. Ancak Clinton, hakkındaki bu suçlamayı kabul etmedi.

Clinton’un kampanya sorumlusu Maggie Williams yaptığı açıklamada, “Obama’nın kampanya yetkililerinin geleneksel Somali kıyafetli resmi siyasi bölücülük olarak görüyorlarsa bundan utanmaları gerektiğini” belirterek, Hillary Clinton’un ziyaret ettiği ülkelerde giydiği geleneksel kıyafetlerle resimlerinin bulunduğuna dikkat çekti.



Karşılıklı suçlamaların, Teksas ve Ohio eyaletlerinde gelecek hafta yapılacak kritik öneme sahip önseçimler öncesinde yapılmasına dikkat çekildi.

Uzmanlar, Clinton’un, gelecek kasımda yapılacak başkanlık seçimleri için Demokratik partinin adayı olarak yarışa devam edebilmesi için Teksas ve Ohio’daki önseçimleri kazanması gerektiğini belirtiyor.

Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

2/27/2008 - 'Laik Cumhuriyet'i koruyalım'

Posted in


'Laik Cumhuriyet'i koruyalım'

26.02.2008 02:37:00
Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin geçtiğimiz Aralık ayında Roma Latran kilisesi, Vatikan ve Riyad konuşmalarında sorguladığı laik'lik kavramı, din adamı ve öğretmenin konumu hakkında sarf ettiği cümleler, Fransa'da 'laik düşünce' çevrelerini harekete geçirdi. Öncülüğü 'Eğitim ve Öğretmen sendikalarının yaptığı, sivil toplum örgütleri ve düşünce gruplarının katıldığı kampanya 24 Şubat tarihi itibariyle 100 bini aşkın imza topladı. Bugün (26-2) tarihli 'Libération' gazetesi konuyu birinci sayfasına taşıdı. 'Cumhuriyet'in laik'liğini koruyalım' başlıklı bildirin özet tercümesi şöyle:


'Laik Cumhuriyet'i koruyalım.'

Bu çağrıyı imzalayan kurum ve kişiler, Fransa’nın, tek ve bölünmez, laik ve sosyal demokratik bir Cumhuriyet olduğunu ilan eden Anayasa’nın 1. maddesini hatırlatırlar. Cumhuriyet’in birbirinden ayrı düşünemeyeceğimiz bu 4 niteliğini, en başta Cumhurbaşkanı olmak üzere hepimiz benimsemekle yükümlüyüz. Nicolas Sarkozy’nin  kendi kişisel inançlarını, cumhurbaşkanı sıfatıyla ilan etmesi Cumhuriyet’in laiklik ilkesini zedelemiştir. Anayasa’da sivil barışın vazgeçilmez şartı olan bu prensibin sorgulanması kabul edilemez. 1905’den bu yana, Devlet ve Kilise’nin ayrılmasına dair kanunla, Cumhuriyet her yurttaşının inanç veya inanmamak veya istediği inancın kurallarına uymak veya uymamak veya inançlarını değiştirebilmesi özgürlüğü anayasa teminatı altına almıştır. Böylece, herkesin, birbirlerine saygı çerçevesinde, hangi asıllı olursa olsun, hangi felsevi düşüncede olursa olsun, veya hangi dini inançta olursa olsun beraber yaşamasını sağlıyor. 
Bizim Cumhuriyetimiz ve bizim çok kültürlü toplumumuzda, farklılık, bir çatışma kaynağı ve sebebi değil bir zenginlik olmalıdır. Bunun için, laiklik, yurttaşlarının kanunlar çerçevesinde hukuk önünde eşitliğini sağlarken, hem farklı düşüncelerin ifadesini mümkün kılar, hem de , ortak bir gelecek kuşkusu olan toplumu ortak değerler etrafında inşa etmeyi amaçlar.

.../...

Biz imzası olan kurum ve kişiler, 1905 yasasının bütünü ve içeriği hakkında yapılmak istenilen her türlü değişikliğe, laik’liği sorgulayacak her türlü değişikliğe karşı çıkıyoruz. Endişeleri ve sıkıntıları olan tüm yurttaşlarımızı, laik’liği korumaya, ve böylece sosyal adeletin hepimiz için, özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin hergün mümkün kılabilecği bir toplum inşa etmeye çağırıyoruz….

.../...ÇŞ

haber için manşette kullandığız resim, sosyalist milletvekili Aristide Briand'ı Fransa Parlamentosunda, Devlet ve Din İşlerrini ayıran,  laiklik  hakkında 1905 kanunu diye anılan yasanın  9  Aralık 1905 tarihinde Meclis'te kabul edildiği seansı gösteriyor. İçlerinde Jean Jaures in de olduğu milletvekillerin hazırladığı karar o gün kabul edildi. 


Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

2/27/2008 - Jaurès, Briand ve daha niceleri de mi kemalist?

Posted in



Jaurès, Briand
ve daha niceleri
de mi kemalist
?

Öyle bir hale geldi ki;
buralarda laik olmak, 
en hafif benzetmesiyle bir 'zaafiyet'
hatta,
nerdeyse insanlık suçu sayılacak...

Buralarda,
CHP'nin ve statüko'nun temsil ettiği görüşü,
yanlışı,
hepimize evrensel bir doğru olarak anlatıyorlar.

yanlış'a doğru deyip,
laik'lik te ne oluyor?
demekteler... 

Buralarda,
sol hatta sosyal demokrat düşünceyi programı yapan bir siyasi parti yok diye,
burası Baykal ve benzer düşüncede olanların arenası kalmış diye,
12 Eylül buraları dizayn etti diye,
Devlet'in inançlara tarafsızlığı anlamına gelecek 'laik'likten
vazgeçecek miyiz?

Özgürlüklerin genişlemesi, Temel Hak ve Özgürlük'lere dair bir husus olacak türbanlı kızlarımızın üniversite okuyamıyor olmaları üzerinden laik'liğin nasıl da berbat bir şey olduğunu bitmez tükenmez bir enerji ile işliyorlar,
kendilerini
'tam demokrat, 
'tortusuz demokrat'
'göz süzmeyen'
ilan edenler,
yani
'teslim olanlar'
kısaca...

teslim oldukları cenahta,
'modernite'nin Abbasi'ler olduğunu'
'kul'un birey olamayacağını,'
( bakınız Ali Bulaç, röportaj Star gazetesi)  
açıkça ilan edenlerle
aynı havayı teneffüs ediyor olmalarını zerre umursamadan,
bizleri 'eksik demokrat' ilan eden beyler,
kimsenin anlamadığı,
hatta zorunlu okuyup anlayamadığı yazıları ile
taraftarlarına 'laik'liğin ne menem kötü lanet bir şey olduğunu
'tam demokrat'
olmanın simyasına sadece kendilerin haiz olduğunu
anlatmaktalar. 

Laik'liği icad eden Fransa'da,
Laik'lik, 
1905 yılının,
9 Aralık 1905 günü,
sosyalist
Aristide Briand ( manşet haber resiminde ),
Jean Jaurès
öncülüğünde
ve ötekilerle hep beraber
Fransa'da
sivil bir barış dönemini başlattı.

Sarkozy'nin laikliğe saldırılarına karşı hazırlanan'Laik  Cumhuriyet'i koruyalım' bildirisi Fransa'da sendika ve sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde 24-2 itibariyle 100 bin imza toplamış.

Oralarda 'kemalizm' hüküm sürmüyor değil mi ?

Jaurès ve diğerleri 'kemalist' değiller di değil mi ? 


26-2-2008

caglarsavkay@ikincigrup.com

( Libération, 26-2-2008 
manşet:'Ve laiklik...aman Tanrım!...)

Comments (0) :: Post A Comment! :: Permanent Link

<- Last Page :: Next Page ->

About Me

katalizor dervişler

Friends



REAL Women in , looking to get LAID!


POWERED BY FREEBLOGNETWORK.com